Erich From’a göre insanın en zor kabul ettiği şey şudur:İnsan çoğu zaman yaptığı hatayı bilerek tekrar eder.Bu bir dikkatsizlik ya da şanssızlık değildir.Bu insanın tanıdığı acıyı bilinmeyen mutluluğa tercih etmesidir.From der ki:insan kendini tanıdık olanla güvende hisseder,yeni olan ise belirsizdir ve belirsizlik insan zihni için en büyük tehdittir.Mesela hep aynı insanlara bağlanan birini düşünün her seferinde hayal kırıklığı yaşar ama yine de aynı karaktere bağlı kalır.Çünkü o ilişki biçimi acı verse bile zihnin bildiği bir düzendir.From’a göre burda asıl mesele hata yapmak değildir asıl mesele değişmenin sorumluluğudır.Çünkü değişmek : ‘Artık bunu ben seçiyorum’demektir.Ve seçim insanı özgür kılar ama aynı zamanda yalnız da bırakır.Bu yüzden insan çoğu zaman değişmemeyi tercih eder ,ben böyleyim demeyi benim kaderim bu demeyi…Ama From’un en sert cümlelerinden biri şudur : İnsan kader dediği şeyin büyük kısmını kendi tekrarlarındandan inşa eder.Gerçek dönüşüm aynı hatayı birkez daha yapmak üzereyken durup şunu sorabilmektir: Ben gerçekten bunu mu istiyorum yoksa bu bana tanıdık mı geliyor?Ve belkide özgürlük hiç hata yapmamak değildir.Aynı hatayı artık otomatik olarak yapmamaktır..Çünkü insan alışkanlıklarını fark ettiğinde onlardan uzaklaşarak biraz olsun özgürleşebilir!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
…İnsanların en üstün saydığı şeyler şu üç başlıkta özetlenebilir: Servet, itibar ve duyusal haz. Zihin bu üçü ile öylesine çelinmiş durumdadır ki, başka herhangi bir iyiyi düşünmekten bütünüyle acizdir.
Duyusal hazda, zihin sanki iyi bir şeye kendini kaptırmışçasına takılmış görünmektedir buna; öyle ki, başka herhangi bir şey düşünmekten tümüyle alıkonmuştur. Gelgelelim, bu hazza erişildikten sonra, şayet zihni tamamen ketlemiyorsa, afallatan ve zayıflatan yoğun bir buhran baş gösterir.
Servet ve itibar arayisi da zihni gene bir bu kadar işgal eder, özellikle de servet başlı başına bir amaç haline geldiğinde böyledir bu çünkü bu durumda istisnasız biçimde en yüksek iyi addedilir. Zihin, itibara bundan bile daha fazla saplanır, çünkü itibar daima kendinde iyi addedilir ve her şeyin yöneldiği nihai amaç olarak görülür.
O halde, bu iki durumda da, duygusal hazda rastlanana benzer bir pişmanlık söz konusu değildir. Daha çok servet ve itibara sahip oldukça daha çok haz alırız, dolayısıyla ikisini de artırma isteğiniz giderek daha çok kamçılanır. Ama eğer bu yöndeki ümitlerimiz boşa çıkacak olursa, arkasından gene yoğun bir buhran baş gösterir. Nihayet itibarın bir büyük sakıncası da, ona ulaşmak için, yığınların sakındığı şeylerden sakınıp, peşine düştüğü şeylerin peşine düşmek suretiyle diğer insanlara uyacak şekilde hayatımızı sürdürmemizi şart koşmasıdır.
“ Sevgi ne kadar yetkinlik barındırıyorsa, nefret ve tiksinti de o kadar yetkinsizlik barındırır. Çünkü sevgi daima gelişime, güçlenme ve artışa yol açar ki yetkinliktir bu. Buna karşın nefret daima kasvete, zayıflığa ve yıkıma götürür ki yetkinsizliğin ta kendisidir bu. “