"Hayatın anlamını anlayamazsın, düşünme. Sadece yaşamaya bak! "
Bu sözü ne kadar çok işitmiş olursam olayım, artık yaşamaya bakamıyordum.
Zaten gereğinden fazla bir süre öyle yaptım.
Hakikati bilmeyi bile arzu etmiyordum. Çünkü Hakikatin içeriğini tahmin edebiliyordum. Hakikat hayatın anlamsız olduğuydu. Sanki yaşayacağım kadar yaşamış, yürüyeceğim kadar yol yürümüştüm de bir uçurumun kenarına gelmiştim. Önümde yok oluştan başka hiçbir şey şeyin olmadığını apaçık bir şekilde görebiliyordum. Durmam imkânsızdı, geri dönmem imkânsızdı, gözlerimi kapamam ya da önümde ıstıraptan ve ölüm gerçeğinden, tamamen yok oluştan başka hiçbir şeyin olmadığını görmezden gelmem imkânsızdı.
Yanında kaldığım müşfik teyzem ki kendisi insanların en iyisidir, bana daima benim için hayatta evlenmemden çok istediği bir şeyin olmadığını söylerdi.
" Rien ne forme un jeune homme, comme une liasion avec une femme comme il faut. "
* Hiçbir şey bir erkeğin kişiliğini iyi aile terbiyesi almış bir kadınla kuracağı yakınlık kadar geliştiremez. *