Akıl sahibi bir yaratık gibi kendi kendine güvenerek, kendi kendinle barışık bir halde yaşayacağına, sen yalnız kendi zayıflığını başkalarının gücüne sülük gibi yapıştırmaya bakıyorsun. Böyle şişko, güçsüz, yararsız, kof bir nesnenin yüküne katlanacak birini bulamayınca da kendini haksızlığa uğramış, ihmal edilmiş, mutsuz sayarak zırlamaya başlıyorsun...
İlk olarak arkasına, önüne, yanlarına, yukarıya, aşağıya doğru bakıp; dipsiz, sonsuz bir boşlukla sarılı olduğunu algıladı. Tutunabileceği tek nokta o anda bulunduğu noktaydı: şimdiki zaman. Geri kalanın tümü, şekilsiz bulutlardan, dipsiz, uçsuz bucaksız boşluklardan ibaretti. Bu hiçliğin, bu boşluğun eşiğinde sendeleyerek düşmek düşüncesi karşısında içim ürperdi!