Ayşegül Krbyk

Bu ülkeyi devasa bir karınca yuvası farz et, adı üstünde, bir yuvadır burası. Peki ya arılar? Onlar da işbirliği yapmayı, birbirlerini sevmeyi başaran canlılar değil mi? Kuş olsun, böcek olsun, insan olsun, birlikte hareket edebilen bir erkekler topluluğu söylesene bana. Ya da bizim o erkek hâkimiyetindeki ülkelerimiz arasında, insanlarin buradaki gibi birlikte çalışabildiği bir ülke var mı? Kadınlar doğuştan işbirlikçidir, Terry, erkekler değil!"
Bu kadınların neler başardığını gördükçe bizim o gurur duyduğumuz erkekliğimizle ancak başarabildiklerimizden giderek daha az gurur duruyordum. Görüyorsunuz ya, hiç savaşları olmamıştı onların. Hiç kralları , papazları ya da aristokratları da olmamıştı. Kardeşti onlar, gelişiyorlarsa da birlikte gelişiyorlardı, rekabetten değil birlikten.
Terry’nin eleştirisine gelince, hakkı vardı. Annelikleri kültürlerinin her alanına hükmeden bu kadınlar, "dişilik" dediğimiz konuda şaşırtıcı derecede zayıftı. Bunun üzerine derhal şu kanıya vardım: O çok sevdigimiz "dişi cazibe" denen şeyin aslında dişilikle hiçbir alakası yoktu, aksine bu, bizi memnun etmek için geliştirilmiş -çünkü bizi memnun etmelidirler ya-, erkekliğin bir yansımasından ibaretti ve bu kadınların asıl amaçlari için kesinlikle önem taşımayan bir ayrıntıydı. Tabi Terry’nin böyle bir çıkarımda bulunması imkânsızdı.