Mütevazılık, dünyadaki en kaliteli yaşam sanatıydı. Sadelik ise en lüks yaşam biçimiydi. Bu yüzden insanların ne söyleyeceğinden, ne düşüneceğinden gocunmuyordum. “El âlem ne der?” duvarları en yüksek hapishaneydi çünkü.
“O da biliyordu ki herkesin ruhunu bedeninin çarmıhına gerdiği, bırakın acıyı, sevincin bile paylaşılamadığı bir dünyada, kimse boyunu incelik ve derinlikle ölçmeye kalkmazdı. Ama yine de ‘insanın acısını insan alır’ sözüne inanıyordu bütün yüreğiyle.”