Büyük Defter & Kanıt & Üçüncü Yalan, Macar yazar Agota Kristof’un 1986-1991 yılları arasında kaleme aldığı bir üçleme, YKY tek cilt hâlinde basmış. Bence iyi de olmuş çünkü üç bölümü peş peşe okumak kitaptaki ayrıntıları yakalamak açısından önemli bence. Eser, dokuz yaşında ikiz erkek kardeşlerin savaş nedeniyle anneleri tarafından kitap boyunca adı ‘büyük şehir’ olarak geçen yerden ‘küçük şehir’e anneannelerinin yanına getirilmeleriyle başlıyor. İlk bölüm boyunca adı açık açık telaffuz edilmese de, 2. Dünya Savaşı’nın küçük bir Macar köyündeki yansımaları aktarılıyor. Önce Alman işgali, ardından kurtuluş gözüyle bakılan Sovyetler’in gelmesi ve SSCB’nin ilk dönemlerinde yaşananları iki çocuğun gözünden okuyoruz. Savaşın insan ruhunda açtığı tahribat ve sıradan insanların hayatlarında neden olduğu trajedilerin yanında oldukça hassas iki çocuğun gündelik hayatlarında öldürmeyi normalleştirme noktasına nasıl gelebildiğini okumak oldukça sarsıcı. Bunun yanında, Anneanne karakteri de tüm bu trajediler içinde yer yer insanı istemsizce güldüren, nevi şahsına münhasır, benim için de iç dünyasını tam anlamıyla çözemediğim ve unutamayacağım bir karakter oldu. İkinci bölümde zamanda biraz daha ileri gidiyoruz ve bu kez SSCB dönemi eleştirisiyle, bu konuda yazılan eserlerin çoğunluğunun aksine, objektife çok yakın bir dönem panoraması çiziyor Kristof. İkinci bölümün sonuna doğru anlıyoruz ki romanın kurgusunu adeta kat kat örmüş aslında ve tüm bu savaş, devrim ve çocukluk hikayesinin altında muazzam bir incelikle işlenmiş bir aile trajedisi çıkıyor karşımıza yavaş yavaş. Bu kata inerken yazar, gerçeklik algınızla epey oynuyor; bir süre olayın aslının ne ya da kimin kim olduğunu bilemiyor ve sayfaları merakla çeviriyorsunuz. Tüm kitaba bayılmakla beraber bu kısımdan ayrıca keyif