Bazen bir kitabın kapağını açarken, içindeki acının kanına karışacağını, kalbini lime lime edeceğini bilemezsin. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir hikâye değil, bir insanlık utancı taşar satırlardan. Ve kapağını kapattığında, gözlerin boş bir duvara takılırken, hiçbir suçu olmayan birine yapılan o korkunç kötülük mideni bulandırır… Sahi İnsan, insana bunu nasıl yapar? diye düşünmeden edemez…
Bir kadın olarak okuması ve hazmetmesi en acısıda buna benzer hikayelerin hala var olması çok acı.
Bu kitapta beni en çok yaralayan şey, anlatılanların kurmaca değil gerçek bir hikâyeye dayanmasıydı.
Melek’in yaşadıkları karşısında gösterdiği sessiz kabulleniş, onun çaresizliğini değil; toplumun, sistemin ve adaletin ne denli körleştiğini haykırıyordu aslında.
En sonunda ise idam sehpasına yürüyen, elini kana bulamayan, en masum kişi oydu.
Oysa dünya hâlâ, her gün elini kirleten ama hesap vermeyenlerle dolu…