Bugün sevgili Sevgi Sertbaş'ın kitaplarından biri olan ''Cennet Kokulum''dan bahsetmek istiyorum sizlere. Cennet kokulum dediği oğluna ithaf ettiği bir şiir kitabıdır kendisi. Ek olarak Sevgi Sertbaş'ın yayımlanan ilk kitabı olmamakla birlikte son kitabı da değildir. Cennet Kokulum'da özellikle ''Sahi'' ve ''Teşekkürler'' isimli şiirlerinden etkilendim diyebilirim. Tabiri caizse şiir denilince akan sular duruyor bende. Hangi kelimeleri seçip bir araya getirsem az kalıyor sanki. Öyle şiirler vardır ki okuduğunuzda gönül rahatlığıyla ''İç sesim olmuş bir şiir'' diyebilirsiniz ve yine öyle şiirler vardır ki okuduğunuzda ''İçimden bir parça kopartan bir şiir'' diyebilirsiniz. Ben bu kitabın içindeki şiirleri okurken verdiğim örnekler gibi birçok söz geçirdim içimden. Sizler de bir şiirsever iseniz Cennet Kokulum'u geç olmadan okumalısınız.
İncelemeye kitabın konusundan bahsederek başlamam gerekirse;
İbrahim, İstanbul'da yaşayan ve işinde başarılı olan bir gazetecidir. Bir gün bir haber dikkatini çeker ve biraz inceledikten sonra Amerika'da öldürülmüş olan Hüseyin'in, kendisinin çocukluk arkadaşı olan Hüseyin olduğuna kanaat getirir. Şaşkınlık ve merak içinde bu ölümün ardındaki gerçekleri öğrenmek için yola çıkar. Gazetecilik mesleğinin getirdiği merak ve hırs sayesinde hedefine ulaşır.
Böyle anlatınca konusu sizlere sıradan gelebilir ancak asla sıradan değil! Ayrıca kitaptaki olaylar her ne kadar -çoğunlukla- İbrahim'in ağzıyla anlatılıyor olsa da Hüseyin'den de bahsetmeden geçmek hoş olmaz.
Hüseyin, başlarda IŞİD tarafından tecavüz ve işkencelere maruz bırakılmış Yezidi kızlarından biri olan Meleknaz'a yardım etmek için yaklaşır ancak bir süre sonra duyguları ağır basar ve ona aşık olur. Zamanla Meleknaz'ın ve onun kör bebeğinin hikâyesini öğrenir ve onların bundan sonra daha huzurlu ve güvenli bir hayat yaşaması için elinden gelen her şeyi yapar ancak IŞİD'in zalimlerinden kaçamaz ve öldürülür.
Ço fazla spoi vermeden konuyu ancak bu şekilde aktarabilirdim sanırım.
Acı bir gerçektir ki bir insanın; yaşadığı coğrafyası, dini, dili, ırkı, ten rengi ve daha nicesi o insanın ayrımcılığa uğramasına, zulmedilmesine hatta öldürülmesine sebep oluyor. Bu sebepten ötürü, bir insanın bir insanı sırf kendi dinî inancını, o insanın dinî inancına uygun görmediği için ona zarar vermesi ve hatta onu canından etmesi sizi de şaşırtmayacaktır. Geçmiş, günümüz ve belki de gelecek, böyle geldi ve insanoğlu buna son vermedikçe de ne yazık ki böyle geçecek.
Biraz da yorumumu katıp sonlandırmak istiyorum.
Kitapta "Ezidi/Yezidi" kelimesi ilk geçtiğinde merakla gidip kısaca araştırmıştım ancak kitabı bitirdiğimde
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,7bin okunma