Kısa bir süre önce dul kalmış bir kadın söz konusu olduğunda çiçeklerin dilinde çözülmesi güç bir sorundu bu. Ateşli bir aşkın simgesi olan kırmızı gül, yası bakımından incitici olabilirdi. Bir başka dilde uğur getiren çiçekler olan sarı güller ise günlük dilde kıskançlık anlamına geliyordu. Bir kez Türkiyede yetişen siyah güllerden söz etmişlerdi ona; belkide en anlamlısı onlar olurdu, ama bahçesinde yetiştirmek için bulamamıştı onlardan. Uzun uzun düşündükten sonra bir beyaz gül götürme riskini göze aldı; yayvan ve dilsiz oldukları için ötekilerden daha az severdi onları. Hiç bir şey söylemezdi beyaz güller. Son anda Fermini Daza bir anlam berme alınganlığını gösterirse diye dikenlerini kopardı. Gizli amaçları olmayan bir armağan gibi iyi karşılandı beyaz gül.
Dorothy sandalyede oturduğu pozisyonu değiştirdi. Ama zaten herşeyin içinde bir anlam, bir amaç olmak zorundaydı! Dünya bir kazanın eseri olamazdı. Olan biten herşeyin bir sebebi olmalıydı ve nihai olarak da bir amacı . Var olduğunuza göre, sizi Tanrı yaratmış olmalıydı ve sizi, bilinçli bir varlığı O yarattığına göre, O da bilinç sahibi olmalıydı. Daha azdan daha büyük bir şey çıkamaz. Sizi O yarattı ve kendi amacı için, O öldürecek. Ama bu amaç esrarlıdır. Sizin asla keşfedemeyeceğiniz bir amaçtır, şeylerin doğasında vardır, ve belki keşfedecek olsanız bile, onda hoşlanmazsınız. Hayatınız ve ölümünüz O’nun eğlenmesi için çalan bir orkestaradaki tek bir nota olabilir. Yarzgi hoşunuza gitmezse? Çünkü sizin ezgiden hoşlanmamanızda ezginin bir parçasıyıdı.
Dorothy hayatın doğası üzerine düşünmeye başladı. Rahimden çıkar, altmış yetmiş yıl yaşar, sonra ölür ve çürürdünüz. Ve hayatınızdaki her detayda, eğer nihai bir amaç tarafından engellenmiyorsa, bir grilik, bir yalnızlık vardır, öyleki tasvir edemezsiniz, ama yüreğinizde fiziksel bir acı gibi hissedersiniz. Yaşam mezardan sonra eriyorsa, canavarca ve dehşet vericidir. Tartışarak reddetmeye çalışmanın faydası yoktur. Yaşamı olduğu haliyle düşünün, yaşamın detaylarını düşünün ve bir de içinde hiçbir anlam, hiç bir amaç , mezar dışında hiçbir hedef olmadığını düşünün. Herhalde yalnızca aptallar, ya da kendini aldatanlar, ya da olağanüstü ölçüde şanslı yaşamlar sürenler bu düşünceyle irkilmeden yüzleşebilir?