Yaşam bizden tuhaf bir şekilde teslimiyet bekler. Ancak bu duruş erkeklerden esirgenmiştir. Zayıflık olarak bildirilmiştir onlara. Zayıf noktalarımızın çok insani, gücün ise göreceli olduğu kasıtlı olarak atlanmıştır. Kadın erkek ilişkileri arasında dengeyi mahveden şey budur. Erkekler rollerin arasında sarkaç gibi salınır. Erkek olmak ve insan olmak çok farklı iki durum olarak işlenir zihinlerine. Ya erişkinlikten korkup çocuk olarak kalmaya karar vererek bütün sorumluluğu kadına bırakmaya karar verirler ya da gerçek bir erkek olmanın gereklerini yerine getirip tüm durumları kontrol etmeye, kararları vermeye, sorunları çözmeye çabalarlar. Aradaki insanca düzeyler kaybolmuştur. Tüm bunların nihayetinde erkekler, kadınların gücün göreceli olduğuna inandıklarını, karşılarında kahraman beklemediklerini, her ne kadar kadınlar da bazen kendi zehirlenmiş zihinlerinde muhtaç, korunma kollanma ihtiyaçlarıyla bir sığınma evi arıyor gibi dursalar da onların yaşam içinde gerçek bir canlı ile temas etmek istediklerini gözden kaçırırlar.
"Başımıza gelmiş ve kaçınılmaz olan acılardan sonraki yaşamımızda söz sahibi olursak anlam bulabiliriz. Kendimizi avunmaya ya da ehlileşmeye değil, önümüzdeki yaşamı şekillendirmeye adarsak bir zamanlar girdiğimiz hücrelerden çıkabiliriz"... "Ne istiyorsak o olmak yolunca artık bir erişkin olma özgürlüğünü ve sorumluluğunu hissedersek dış dünya bizi ürkütmez."