Aziz NACAR

Ya yaşıyordu insan, duyularını özgür bırakıyor, o yaşlı Havva ananın memesine sarılıp da dolduruyordu karını; bu da kimi hazlar sağlamıyor değildi, ama ölümlülüğe karşı korumakta yetersiz kalıyor, insanı ormandaki bir mantara dönüştürüyordu, bir gün önce gözalıcı renkler içinde hayat fışkıran, ama bir gün sonra çürüyüp giden bir mantar. Ya da savunuyordu kendini, bir atölyeye kapanıyor, gelip geçici yaşamı diktiği bir anıtla ölümsüzleştiryordu. O zaman da yaşamdan el çekmesi gerekiyor, o zaman salt bir araca dönüşüyor, ölümsüzlüğün hizmetinde çalışmasına karşın kendisi kuruyup gidiyor, özgürlüğünü, yaşamın zenginlik ve hazzını elden çıkarıyordu. Ah, ne olurdu bütün yaşam bir kuru “ya – ya” ile parçalanmayıp, ancak her ikisinin ele geçirilmesi ile bir anlam taşısaydı! Karşılığını yaşamdan el çekerek ölmeden yaratmak! Yaratıcılığın soyluluğundan el çekmek zorunda kalmadan yaşamak! Olmaz mıydı sanki bu?
Sayfa 230·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evet, öyleydi işte, neşe ve sevinç gibi üzüntü ve sıkıntılar da geçip gidiyor, acılar ve umutsuzluklar da geçip gidiyordu. Geçip gidiyor, sararıp soluyor, derinlik ve önemlerini yitiriyor ve sonunda bir gün geliyordu, vaktiyle insanı öylesine özen, ona acı veren şeyin ne olduğu unutuluyordur. Istıraplar da sevinçler gibi çiçeklerini döküyor, sararıp soluyoryordu. Acaba onun bugünkü ıstırabı da bir gün sararıp salacak, önemini yitirecek miydi?
Sayfa 218·Kitabı okudu
Alıntı

Aziz NACAR

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
26 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:12
·
2026 16. kitabı
Italo Calvino
7.6/10 · 3.223 okunma
Biz canlıların cehenneme gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çek memenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.
Sayfa 204·Kitabı okudu
Alıntı
… her iyiler kentinin tohumunda bir kötü tohum gizli; iyi olmanın verdiği güven ve gurur bu tohum: gereğinden fazla iyi olduklarını iddia edenlerden de iyi olmak. Çünkü bu güven ve gurur, kin, rekabet, misilleme gibi duygulara dönüşecek, kötülerden küçük intikamlar alma gibi doğal bir arzu, onların yerinde olma ve aynı şeyleri onlara yapma tutkusu haline gelecektir. Bütün bunlardan sonra gözünde çarpık bir imge oluşmasını istemiyorsam, gizli kentin içinde gizliden gizliye filizlenen bu kötü kentin gizli bir özelliğine çekmeliyim dikkatini: henüz kurallara bağlanmamış, kötülüğün kılıfı olmadan önceki halinden de daha iyi bir kent yeniden kurma yetisine sahip gizli bir iyilik sevgisinin – pencerelerin heyecanla birden açılması gibi– uyanma olasılığı. Ancak bu yeni iyilik tohumunun içine dikkatle bakıldığında, tıpkı iyiliği kötülükten geçerek ortaya koyma eğilimi gibi büyüyüp yayılan küçük bir leke keşfedeceksin, belki de dev bir metropolün tohumu bu leke. Benim bu konuşmamda, gerçek Berenice‘nin, zaman içinde sırayla bir iyi bir kötü olmuş değişik kentlerin bir devamı olduğu sonucunu çıkarabilirsin. Oysa seni uyarmak istediğim şey başka: geleceğin tüm Berenice’leri şu anda zaten varlar: iç içe, sıkışık ve kalabalık, kördüğüm olmuşlar.
Sayfa 201·Kitabı okudu
Alıntı