Ne kadar yakın olsak da insanları tanıyamıyoruz Nahit Bey. Bir yanları hep kendilerine kalıyor. Belki, kendilerinin bile ortaya çıkana kadar bilmedikleri bir, ya da birkaç yanları var. Sonra kadın daha da kör oluyor. Belli şeylerle ilgileniyor, gerisini umursamıyor. Ama, bir gün, bir de bakıyorsunuz karşınızdaki bambaşka bir adam. Sanki ilk defa görmüşsünüz gibi. Yıkılıyor o zaman kadın.
Susunca, kelimeler cambazlığını kaybeder. Susunca, kasıntısız olur insan, dış dünyadan gelen sürtüşmelerden biraz uzaklaşır, kendini bulur, doğanın sessiz müziği ile dolar içi. Tek başına susuş olduğu gibi ikili susuşlar da vardır. Anlaşan iki insanın güneş batışı sırasında ya da bir ocak başında yan yana susuşu bazen sütunlar dolusu laftan daha veciz bir konuşma sağlar. Zaten ben büyük şeylerin susarak daha iyi ifade edildiğine inananlardanım. Konuşma, ister istemez, bir şeyler kısıtlamak, sınırlamak, indirgemek değil midir? Susuşta sonsuza açılmış bir pencere vardır. Onu lafla bozmanın âlemi var mı?..