Kök ailelerin de içinde olduğu istismar ve suistimal durumlarında, kadınlar da erkekler de şunu yapabiliyor: "Ailenle belli seviyede görüşeceksin!" Bu durum evlenmeden önce hiç gündeme gelmiş bir konu değilken üstelik eşlerden biri diğerinin ailesiyle nişanlılık döneminde canciğer kuzu sarması iken evlendikten sonra hem kendisi ilişkiye resmiyet koymak istiyor hem de eşine bir sınır çizdirmek istiyor. Bu istek tek başına bakıldığında ayn değerlendirilecek ya da sebepleri nedenleri dahilinde dikkate alınacak bir durum olabilir. Fakat ortada hiçbir sebep yokken durduk yere en baştan ilişkileri düzenlemek ve belirli sınırlamalar dahilinde kök aile üzerine planlamalar yapmak, işte bu diğer eşi evlendikten sonra istismar etmektir.
"Çocuk olduktan sonra nasılsa bir yere gidemez. Artık çocuk oldu, boşanamaz da!" düşüncesiyle evlilikte psi- kolojik baskı uygulanması, özgürlük kısıtlanması, saygıda kusur edilmesi, çocuk olmadan önce yapılan inceliklerin tamamen bırakılması, özellikle kadınların çocuk olduktan sonra eşlerine karşı ikinci bir çocuk muamelesi yapması, emir kipini kullanımaya başlaması, yaptığı güzellikleri artık "Vazifesi, tabii yapacak!" şeklinde nitelemesi ve en nihayetinde kendini salarak eşine güzel görünmeyi kasıtlı şekilde bırakması da bir suistimal çeşididir.
Bir başka istismar şekli de; Türk toplumunda yaygın olarak kadınlarda görülen mahrem mevzuların arkadaşları
ve komşularına taşınmasıdır. Maalesef dertleşmeyi, eşin mahremini anlatmak sanan eşler de yok değil. Esasen eş- ler arasındaki maddi-manevi, ailevi ya da özel konulan sır gibi tutmalan birbirine duydukları güveni pekiştirir. Fakat "Aman eşim duymasın!" derdiyle anlatmaya başla- dığımız kişi kocamız veya karımızdan daha fazla gönül ve hayat bağımız olan kişi mi? Bu soru önemli. Zira insanın