insan, dışından değil içinden sevk ve idare edilir. Ne kanun ne de hükümet yetkisi tek başlarına, hukuka saygı duyan, görevlerini eksiksiz yerine getiren faziletli bir toplum oluşturmaya elverişli değildir. Çünkü görevini dayak yahut hapis yahut da para cezası korkusu ile yapan insan, kanunun pençesinden kurtulacağını aklı keser kesmez görevini ihmal eder.
Bir cemiyetin başına gelebilecek en kötü şey parçalanma ve fertleri arasındaki bağların zayıflamasıdır. Bu da benliğin ruhu yenmesi ile olur. O zaman insan, kendi nefsini düşünür ve kardeşini unutur. Herkes "Vay nefsim!" der. Başkalarını kendi istek ve arzularına kurban etmekten çekinmez.
İyi kimselerden birinin ayağına bir şey çarptığı halde o, hiç acı duymadı ve ah of demedi; aksine gülümsedi ve inna lillah âyetini okudu. Sebebini sorduklarında: "Sevabının tatlı-lığı yaranın acısını bana unuturdu" dedi.
,...... İslâm Peygamberi ümmetine şöyle dua etmelerini öğretiyor: "Rabbimiz, dinimize ziyan verme, bize hep dünyayı düşündürme, tek bildiğimiz dünya olmasın. "