"Ey ay yüzlü sevgili! Seni gözüm gördü, gönlüm de sevdi.
Kurbanın olayım, benim bunda hiç günahım var mı?
Gel, iyiliğin ve lütfunla beni sevginle mutlu et.
Bizi ayıran kara talihim ve kıskançların ateşi yok olup gitsin.”
Bir derviş, Allah aşkıyla yanıp tutuşur. Geceleri ibadet ederken ağlar, “Seni seviyorum” diye dua eder. Bir gün içinden şöyle bir sesle yakarır:
“Ya Rab, seni sevmekten başka ne yaptım ki bu kadar yanıyorum?”
Rivayete göre kalbine şöyle bir ilham gelir:
“Sen beni sevdiğini sanıyorsun ama seni bana sevdiren Ben’im.”
Derviş o an anlar ki bu aşk kendi çabasıyla değil, ilâhî bir çekiş ile başlamış. O zamana kadar “Ben seni buldum” sanırken, aslında “Bulunan kendisiymiş.”
Sonra şöyle der:
“Öyleyse beni senden uzak tutan ne varsa al, yak, yok et.”
Bu noktada dervişin duası değişir:
Dünya nimetleri değil, sadece yakınlık ister. Acıyı bile razı olarak kabul eder; çünkü o ateşin içinde sevgilinin kokusu vardır.
“Âşık olduğunu sanırsın, ama aslında sevilen olmaya çağrılmışsındır."