oralardan bir geyik çıkar gider ormanı
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
o kadar güzelsin ki nasıl demesem
yani işte susunca çıkmayan her şey sensin
dönüyorum… gece çapkın,
almış yine yıldızları koynuna.
ay kendini güneşle aldatıyor ben kendime senle aldanıyorum
bankalar bozmuyor boynunu ki ne iyi
oralardan bir geyik öldürür sermayeyi
oralardan bir orman bu şehre yanıyorum
yırtıp attım karşılıksız çıkıyor ‘seviyorum’
bir kez bunu rüyamda ellerimle tutmuştum
kaç sene önceydi mayısı ortasından gözlerinle yarmıştın
uyanmıştım oralardan bir geyik sana durmuş
öğlen okunuyordu alnından aşağıya
ben sadece vuruldum yoksa hayat fanidir
ne kadar kavuşsak bir gün öleceğiz
tenin turab
ve realite aşka fevkalade manidir
oralardan bir geyik çıkar gider ormanı
ve tam olarak burada sen kadraja girersin
çünkü sen
o geyik gitmeden önce gördüğüm en son şeysin.
Alper Gencer
seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilkgençliğime
ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.
seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine.
Şükrü Erbaş
Mutluluğun geniş kapılarında
Hayatın sürgüleri var.
(Daracık ömrümüzde geniş sıkıntılar)
Usul gülüşlerimizde hüzün lekeleri,
Küçük ayrıntılara yöneldik nicedir.
(İçedönük duygulu karamsar)
İki yüzümüz vardı, iki güzelliğimiz.
Umut ve sevgi, kırmadan aynaları
(Alın kırışığımızda aynı suçun izi var)
Yalnızlık biricik benzerliğimiz oldu
Payımıza düşen o yanlış ilişkilerden.
(Herkese acısı kadar)
Ne konuşmalarımızda bir tat
Ne susmalarımızda bir hikmet
(Hep aynı boşluğa açıldı dar kapılar)
Olur olmaz şeylerden alınır kırar olduk
Zamana benzedik iyice, çekilmesi zor.
(Aynaların ardında aynı kirin pası var)
Şükrü Erbaş
Konuşsam uzun uzun - dinler miydiniz -
Lambayı söndürmeyin, böylesi daha iyi
Sabahları yanan lambalar
Örter gündüzü bir yandan
Uysal, dikkatli bir göz gibi.
Konuşsam uzun uzun
Nar ağaçlarından, kıştan
Bir atlı arabadan, çukurunun önünde
Onca yaz artığını yığan.
Konuşsam, sussam, tekrar konuşsam
Bir evi, mavi çam tokmaklı kapıları
Dinlenir gibidir orda bir orman
Uykuya dalmış kuşları, sincapları.
Konuşsam dinler miydiniz
Kırık dökük aşkları - ne kaldı şimdi -
Dibe çöktüler bir bir
Yavaş yavaş ıslanan
Gereksiz eşyalar gibi.
Konuşsam dinler miyim kendimi
- Yağmur kuşu içini çekti çalıda -
Böyle daha çok şey var
Katılmak için anılara.
Konuşsam uzun uzun
Ölüm var, beklemekte pusuda.
Edip Cansever
Güneş gözlerine bandı mı ışığı
Vakit aydınlıktır renginle o sıra
Ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki…
Sen hafif ve yoksun esen yel
Serinliği taşıdığın diyarlarda tek
Yaprakların yegane dans ettireni
Tozu dumana katmanın becerisinde
Soruyorum şimdi sana:
“Yine hangi rüzgarın emrine amadesin? ”
Vakit serptiğin su damlalarıyla
Islanmaktır ince ince o sıra
Bozuk bir pergelle yol çizdiğim martılar
Ağır aksak bir göçün yörüngesinde
Ey yolunu kaybeden beyaz martılar
Soruyorum şimdi size:
“Yine hangi sıcağın çekimindesiniz? ”
Şimdi bir ayçiçeği gibi döndüğünde güneşe
Bir de güneş gözlerine bandı mı ışığı
Vakit geçmiyordur durmuştur o sıra
Ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki…
Alper Gencer