Oysa sen kolay kolay terk edemeyecek kadar düşkündürsün hüznüne. Barışamayacak kadar da küskün. Eskiden de böyleydin onunla büyüyüp olgulanşamaktansa, içinde kaybolup gitmek isterdin. Acı çekmenin insanı temizleyen bir yanı olduğuna inanırdın galiba; kendini kanatarak günahlarından arınmaya çalışan sofular gibi yaralarında nefeslenirdin. Mutluluğa atılmış adımlarla alay ettin hep, onları küçümsedin. Oysa yaralarıyla değil, kabuklarıyla olgunlaşır insan dediğin .
Ben de kaçıp yok saymayı denediğim üzüntüler yaşadım. Fakat nereye gidersem gideyim peşimden gelip alacaklı ısrarıyla yakama yapıştılar; rüyalarıma kadar girip ille de yüzleşmeye çalıştılar. Önce öfke duydum onlara ama sonra bir baktım, beni kendimle tanıştırmışlar. Zaten sonra da sözünü söylemiş dervişler gibi sessizce kayboldular.
O zaman özlediğine dair tüm hatıralarını temize çekiyor kişi ve en çok onların arasına yenilerini katamayacağına üzülüyor. Galiba hatıraları böylesine kederli yapan, onları çoğaltamayacağımızı bilmek...