Burada bir noktayı daha belirtmek mecburiyetini duyuyorum, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın resmi liderleri vakit vakit Atatürk' ten ayrılmalarını, şu sebeple izaha çalışmışlardır:
-Hürriyetlere ve demokrasiye olan bağlıkları
-Atatürk'ün kendilerine göre belirmekte olan diktatörlük meyline mâni olmak isteği.
Halbuki - dikkat eden tarafsizlarin herhalde gözlerinden kaçmamıs olsa gerektir- bu zatların bilhassa Atatürk'ün fani hayattan çekildikten sonraki hareketleri, hiçbir bakımdan o kabil iddialarına uygun degildir; hatta tamamen aksinedir. Gerçekten partinin baskanı olan rahmetli Kâzım Karabekir Paşa ile genel sekreter Ali Fuat Paşa, vaktiyle istifa ettikleri Halk Partisine, hem de "Milli Şeflik ve Değişmez Başkanlık" yani bir nevi diktatörlük devrinde dönerek en büyük mesuliyet makamlarına geçmekten çekinmemişler ve bu idareyi, her hareketleri ile des- teklemişlerdir. Hele Ali Fuat Cebesoy bu yazıların yazıldığı yillarda (1956- 1958) dahi mütemadiyen durum ve fikir değiştirmekte ve ne gariptir ki daima iktidarda bulunan ve şahsi idareye doğru kayan partilerle beraber bulunmayı tercih etmektedir. Milli Şeflik devrinde, mahdut bir süre için, mebusluk ve büyükelçilik gibi vazifeler kabul eden Hüseyin Rauf ve Dr. Adnan beyler, onlar kadar ileri gitmemiş olmakla beraber, bu devre zarfinda ve sonra bütün yapilanlara ses çıkarmamış, diktatörlük temayüllerine karşı mücadeleye girmeyi akıllarından geçirmemişlerdir. Herhalde, tarih kendileri hakkında, hükümlerini verirken bu olayları dikkatten uzak tutmayacak, ayrılık sebeplerini, idealistlikten başka duygularda arayacak ve bulacaktır. Atatürk'e gelince; gerek memleket, gerek cihan umumi efkârı; Onun hakkındaki kati hükmünü, çoktan vermiş bulunuyor.