Çağdaş BUTUGE

Çağdaş BUTUGE
@BUTUGE
Reklam
1930 yılı baharında yaptığı bir yurt gezisinde Izmir'den, Antalya 'ya gitmek üzere trenle ayrilmıs, yolda, halk ile temas ede ede ve bir gece Aydin'da, bir gece de Isparta 'da kaldiktan sonra 6 Mart 1930 günü aksamüstü otomobille Antalya'ya varmıştı. Ben Isparta'ya gitmemiş, trenden gece Baladiz, istasyonunda inerek, yapilan hazırlığı görmek üzere daha evvel Antalya'ya gitmiştim. O gün kendisini orada karsiladım ve beraberce, halkın tezahürleri arasında, ikâmeti için hazrlanan eve geldik. Refakatinde bulunanlardan, biraz sonra sofrada buluşmak üzere ayrıldı, beni yanına alarak odasına girdi ve kapıyı kapatti; bir koltuğa yiğilır gibi oturdu; eliyle isaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu; bir sigara yaktı: "Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!" dedi. "Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde, Ferahlatıcı pek az seye rastlıyoruz: maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte! Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yillar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlanmız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkin. Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüs ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış. Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her seyi basta bulunandan beklemek itiyadı. işte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir
Sayfa 390·Kitabı okudu
Alıntı
Burada bir noktayı daha belirtmek mecburiyetini duyuyorum, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın resmi liderleri vakit vakit Atatürk' ten ayrılmalarını, şu sebeple izaha çalışmışlardır: -Hürriyetlere ve demokrasiye olan bağlıkları -Atatürk'ün kendilerine göre belirmekte olan diktatörlük meyline mâni olmak isteği. Halbuki - dikkat eden tarafsizlarin herhalde gözlerinden kaçmamıs olsa gerektir- bu zatların bilhassa Atatürk'ün fani hayattan çekildikten sonraki hareketleri, hiçbir bakımdan o kabil iddialarına uygun degildir; hatta tamamen aksinedir. Gerçekten partinin baskanı olan rahmetli Kâzım Karabekir Paşa ile genel sekreter Ali Fuat Paşa, vaktiyle istifa ettikleri Halk Partisine, hem de "Milli Şeflik ve Değişmez Başkanlık" yani bir nevi diktatörlük devrinde dönerek en büyük mesuliyet makamlarına geçmekten çekinmemişler ve bu idareyi, her hareketleri ile des- teklemişlerdir. Hele Ali Fuat Cebesoy bu yazıların yazıldığı yillarda (1956- 1958) dahi mütemadiyen durum ve fikir değiştirmekte ve ne gariptir ki daima iktidarda bulunan ve şahsi idareye doğru kayan partilerle beraber bulunmayı tercih etmektedir. Milli Şeflik devrinde, mahdut bir süre için, mebusluk ve büyükelçilik gibi vazifeler kabul eden Hüseyin Rauf ve Dr. Adnan beyler, onlar kadar ileri gitmemiş olmakla beraber, bu devre zarfinda ve sonra bütün yapilanlara ses çıkarmamış, diktatörlük temayüllerine karşı mücadeleye girmeyi akıllarından geçirmemişlerdir. Herhalde, tarih kendileri hakkında, hükümlerini verirken bu olayları dikkatten uzak tutmayacak, ayrılık sebeplerini, idealistlikten başka duygularda arayacak ve bulacaktır. Atatürk'e gelince; gerek memleket, gerek cihan umumi efkârı; Onun hakkındaki kati hükmünü, çoktan vermiş bulunuyor.
Sayfa 331·Kitabı okudu
Alıntı
Cumhuriyetimiz, öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu istihsal için bol bol kan döktük; her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya amadeyiz.
Sayfa 200 - Mustafa Kemal Atatürk·Kitabı okudu