Hiç kimse, tabii hak gereği, bir başkasının
mizacına göre yaşamak zorunda değildir. Tersine, her insan kendi özgürlüğünün
savunucusudur. İnsan doğduğu anda doğal haklara sahip olur.
Sonra, insanların mizacı son derece farklı olduğundan, her biri şu ya
da bu fikri onayladığından, birini dine iten şey ötekini kahkahalarla
güldürdüğünden, daha önce söylenen şey uyarınca, şu sonuca varıyorum:
Her insana, kanaat özgürlüğünü ve inancın temellerini mizacına göre
yorumlama gücünü bırakmak gerekir.
Vahiy kavramının Kutsal Kitap'ta, peygamberler ve havarilerce, bu
Tanrı sözünün vazedildiği kişilerin kavrama yeteneği ve fikirlerine göre
öğretildiğini gösteriyorum.
hatta tapınak bile yozlaşarak bir tiyatro olup çıktı; orada dinlenenler artık
dinbilginleri değil, hatiplerdi. Bunların tamamının arzu ettiği şey de, halkı
bilgilendirmek yerine, önlerinde hayranlıkla diz çöktürmek, fikirlerini paylaşmayanlara
herkesin önünde saldırmak, yalnızca yeni ve alışılmamış
Şeyler öğretmekti.