Selamunaleykümmm sevgili 1k ailesii🪻
Geçenlerde Gazâlî’nin meşhur “Kendini Aldatan İnsan” aynasına bakıp egomuzu biraz hırpalamıştık ya hani… İşte o aynada maskesi düşen, çıplak gerçeğiyle kalıp “Peki şimdi ben ne yapacağım?” diye soran o kaybolmuş ruhun hikâyesiyle geldim bugün: Kendini Arayan Adam.
Nesil Yayınları’ndan çıkan bu kitap, aslında hepimizin hayatında en az bir kez bindiği o uzun ve sıkıcı şehirlerarası otobüs yolculuklarından birinde başlıyor. Ama mesele fiziksel bir yolculuk değil; bir insanın iç dünyasına yapılan acımasız bir sondaj çalışması.
Hikâye basit ama bir o kadar da gerilimli. Bir tarafta hayata inançla, sevgiyle ve dingin bir bilgelikle bakan bir öğretmen; diğer tarafta ise her şeyi okumuş, dünyevi başarıların zirvesine çıkmış ama içi çölleşmiş, nihilist bir entelektüel…
Kitap boyunca bu iki karakterin zihinsel çarpışmasını izliyoruz. Ama bu “Ben haklıyım, sen haksızsın” türünden bir tartışma değil. Tıpkı İmam Gazâlî’nin entelektüel kriz döneminde aklın sınırlarına çarpıp kalbi keşfetmesi gibi, bu kitaptaki adam da modern bilimin, unvanların ve çok güvendiği rasyonalizmin ruhundaki o devasa boşluğu doldurmaya yetmediğini fark ediyor.
Kitapta altını yeşil kalemle çizdiğim ve beni dakikalarca düşündüren bir cümle var:
“Yıkanlar çok, ama yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki tahripler günü gününe tamir edilebilsin…”
(Sayfa 22)
Bugün etrafımıza bir bakalım… Sosyal medya, televizyonlar, sokaklar… Herkes bir şeyleri yıkmak, eleştirmek ve kusur bulmak konusunda usta. Klavyenin başına geçen herkes adeta bir “yıkım ekibi”. Ama tamir eden, bir yere sevgi ya da anlam bırakan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Kitap, modern insanın bu yıkıcılığını ve arkasında bıraktığı enkazı yüzümüze oldukça naif ama sarsıcı bir şekilde
Selamunaleykümmm sevgili 1k ailesii🪻
Geçenlerde Gazâlî’nin meşhur “Kendini Aldatan İnsan” aynasına bakıp egomuzu biraz hırpalamıştık ya hani… İşte o aynada maskesi düşen, çıplak gerçeğiyle kalıp “Peki şimdi ben ne yapacağım?” diye soran o kaybolmuş ruhun hikâyesiyle geldim bugün: Kendini Arayan Adam.
Nesil Yayınları’ndan çıkan bu kitap, aslında hepimizin hayatında en az bir kez bindiği o uzun ve sıkıcı şehirlerarası otobüs yolculuklarından birinde başlıyor. Ama mesele fiziksel bir yolculuk değil; bir insanın iç dünyasına yapılan acımasız bir sondaj çalışması.
Hikâye basit ama bir o kadar da gerilimli. Bir tarafta hayata inançla, sevgiyle ve dingin bir bilgelikle bakan bir öğretmen; diğer tarafta ise her şeyi okumuş, dünyevi başarıların zirvesine çıkmış ama içi çölleşmiş, nihilist bir entelektüel…
Kitap boyunca bu iki karakterin zihinsel çarpışmasını izliyoruz. Ama bu “Ben haklıyım, sen haksızsın” türünden bir tartışma değil. Tıpkı İmam Gazâlî’nin entelektüel kriz döneminde aklın sınırlarına çarpıp kalbi keşfetmesi gibi, bu kitaptaki adam da modern bilimin, unvanların ve çok güvendiği rasyonalizmin ruhundaki o devasa boşluğu doldurmaya yetmediğini fark ediyor.
Kitapta altını yeşil kalemle çizdiğim ve beni dakikalarca düşündüren bir cümle var:
“Yıkanlar çok, ama yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki tahripler günü gününe tamir edilebilsin…”
(Sayfa 22)
Bugün etrafımıza bir bakalım… Sosyal medya, televizyonlar, sokaklar… Herkes bir şeyleri yıkmak, eleştirmek ve kusur bulmak konusunda usta. Klavyenin başına geçen herkes adeta bir “yıkım ekibi”. Ama tamir eden, bir yere sevgi ya da anlam bırakan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Kitap, modern insanın bu yıkıcılığını ve arkasında bıraktığı enkazı yüzümüze oldukça naif ama sarsıcı bir şekilde
Selamunaleykümmm sevgili 1k ailesii🪻
Geçenlerde Gazâlî’nin meşhur “Kendini Aldatan İnsan” aynasına bakıp egomuzu biraz hırpalamıştık ya hani… İşte o aynada maskesi düşen, çıplak gerçeğiyle kalıp “Peki şimdi ben ne yapacağım?” diye soran o kaybolmuş ruhun hikâyesiyle geldim bugün: Kendini Arayan Adam.
Nesil Yayınları’ndan çıkan bu kitap, aslında hepimizin hayatında en az bir kez bindiği o uzun ve sıkıcı şehirlerarası otobüs yolculuklarından birinde başlıyor. Ama mesele fiziksel bir yolculuk değil; bir insanın iç dünyasına yapılan acımasız bir sondaj çalışması.
Hikâye basit ama bir o kadar da gerilimli. Bir tarafta hayata inançla, sevgiyle ve dingin bir bilgelikle bakan bir öğretmen; diğer tarafta ise her şeyi okumuş, dünyevi başarıların zirvesine çıkmış ama içi çölleşmiş, nihilist bir entelektüel…
Kitap boyunca bu iki karakterin zihinsel çarpışmasını izliyoruz. Ama bu “Ben haklıyım, sen haksızsın” türünden bir tartışma değil. Tıpkı İmam Gazâlî’nin entelektüel kriz döneminde aklın sınırlarına çarpıp kalbi keşfetmesi gibi, bu kitaptaki adam da modern bilimin, unvanların ve çok güvendiği rasyonalizmin ruhundaki o devasa boşluğu doldurmaya yetmediğini fark ediyor.
Kitapta altını yeşil kalemle çizdiğim ve beni dakikalarca düşündüren bir cümle var:
“Yıkanlar çok, ama yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki tahripler günü gününe tamir edilebilsin…”
(Sayfa 22)
Bugün etrafımıza bir bakalım… Sosyal medya, televizyonlar, sokaklar… Herkes bir şeyleri yıkmak, eleştirmek ve kusur bulmak konusunda usta. Klavyenin başına geçen herkes adeta bir “yıkım ekibi”. Ama tamir eden, bir yere sevgi ya da anlam bırakan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Kitap, modern insanın bu yıkıcılığını ve arkasında bıraktığı enkazı yüzümüze oldukça naif ama sarsıcı bir şekilde
Selamunaleykümmm sevgili 1k ailesii🪻
Geçenlerde Gazâlî’nin meşhur “Kendini Aldatan İnsan” aynasına bakıp egomuzu biraz hırpalamıştık ya hani… İşte o aynada maskesi düşen, çıplak gerçeğiyle kalıp “Peki şimdi ben ne yapacağım?” diye soran o kaybolmuş ruhun hikâyesiyle geldim bugün: Kendini Arayan Adam.
Nesil Yayınları’ndan çıkan bu kitap, aslında hepimizin hayatında en az bir kez bindiği o uzun ve sıkıcı şehirlerarası otobüs yolculuklarından birinde başlıyor. Ama mesele fiziksel bir yolculuk değil; bir insanın iç dünyasına yapılan acımasız bir sondaj çalışması.
Hikâye basit ama bir o kadar da gerilimli. Bir tarafta hayata inançla, sevgiyle ve dingin bir bilgelikle bakan bir öğretmen; diğer tarafta ise her şeyi okumuş, dünyevi başarıların zirvesine çıkmış ama içi çölleşmiş, nihilist bir entelektüel…
Kitap boyunca bu iki karakterin zihinsel çarpışmasını izliyoruz. Ama bu “Ben haklıyım, sen haksızsın” türünden bir tartışma değil. Tıpkı İmam Gazâlî’nin entelektüel kriz döneminde aklın sınırlarına çarpıp kalbi keşfetmesi gibi, bu kitaptaki adam da modern bilimin, unvanların ve çok güvendiği rasyonalizmin ruhundaki o devasa boşluğu doldurmaya yetmediğini fark ediyor.
Kitapta altını yeşil kalemle çizdiğim ve beni dakikalarca düşündüren bir cümle var:
“Yıkanlar çok, ama yapanlar az. Öyleyse yapanlar geceyi gündüze katmalılar ki tahripler günü gününe tamir edilebilsin…”
(Sayfa 22)
Bugün etrafımıza bir bakalım… Sosyal medya, televizyonlar, sokaklar… Herkes bir şeyleri yıkmak, eleştirmek ve kusur bulmak konusunda usta. Klavyenin başına geçen herkes adeta bir “yıkım ekibi”. Ama tamir eden, bir yere sevgi ya da anlam bırakan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Kitap, modern insanın bu yıkıcılığını ve arkasında bıraktığı enkazı yüzümüze oldukça naif ama sarsıcı bir şekilde