Körlük modern uygarlığın ontolojik çürümesini anlatan bir felaket romanından çok daha fazlasıdır; o, insanın kendi varlığına dair kurduğu bütün anlam rejimlerinin çöküşünü teşhir eden karanlık bir varoluş alegorisidir. Romanda salgın biçiminde yayılan körlük yalnızca görme yetisinin kaybı değildir; hakikatin, ahlakın ve bireysel öznenin çözülüşüdür. Fakat bu çöküşün en sarsıcı tezahürü, karakterlerin isimlerden mahrum bırakılmasıdır. Onları yalnızca “doktor”, “doktorun karısı”, “ilk kör”, “siyah gözlüklü kız” gibi sıfatlarla tanırız. Çünkü Saramago için isim, yalnızca dilsel bir işaret değil; insanın ontolojik bütünlüğünün simgesidir.
İsim, insanın dünyadaki metafizik izidir. Bir bireyi yalnızca diğerlerinden ayırmaz; ona tarih, hafıza ve özne olma bilinci kazandırır. İsim sayesinde insan, anonim varoluşun karanlığından sıyrılarak “ben” diyebilir. Ancak salgın ilerledikçe romanın evreninde “ben” fikri parçalanır. İnsanın şahsiyeti çözülür ve geriye yalnızca biyolojik varoluş kalır. Bu nedenle karakterler isimleriyle değil, işlevleriyle anılır. Çünkü uygarlığın cilası kalktığında insan, modern dünyanın sandığı kadar özgün bir özne değil; yalnızca hayatta kalmaya programlanmış çıplak bir organizmadır.
Burada José Saramago modernitenin birey anlayışına acımasız bir saldırı yöneltir. Kapitalist ve bürokratik toplum insanı zaten çoktan bir kimlikten ziyade işleve indirgemiştir: doktor, işçi, memur, güvenlik görevlisi, tüketici… Romanın isimsiz karakterleri aslında çağdaş dünyanın anonim insanlarıdır. Çünkü modern düzen bireye özgürlük verdiğini iddia ederken onu görünmez sistemlerin içinde eriten devasa bir makineye dönüştürür. Körlük salgını ise bu hakikati yalnızca görünür hale getirir.
Roman boyunca insanların kısa sürede yağmaya, şiddete ve vahşete sürüklenmesi,