"Martin yaşamın gerginliğini, baskısını, ateşini,terini, vahşi isyanlarını hissediyordu ve yazılması gereken hiç kuşkusuz bunlardı! En umutsuz girişimlere önderlik edenleri, çılgın âşıkları,gerilim ve zorluk altında, dehşet ve trajedinin ortasında savaşan ve harcadıkları çabanın gücüyle yaşamı çatırdatan insanları yüceltmek istiyordu."
"Hayat ona bir tatmin vermiyordu. O âna kadar hayatı olduğu gibi çevresindeki her şeyle birlikte,iyi bir şey olarak kabullenmişti.Kitap okuduğu zamanlar dışında hayatı hiç sorgulamamıştı ama o zaman da onlar sadece kitaptı, daha yüce ve imkânsız bir dünyanın peri masallarıydı.Ama şimdi bu dünyanın mümkün ve gerçek olduğunu görmüştü, en ortasında Ruth adında, çiçekten bir kadın vardı.Bundan böyle daha acı tatları,sancı kadar keskin özlemleri ve umutla beslendiği için işkenceye dönüşen umutsuzluğu tadacaktı."
Siyasetçinin yanından ayrılırken kendi kendime şöyle dedim: "Benim bu adamdan daha bilge olduğum kesin. Çünkü ikimizin de kendimizle övünebileceğimiz bir bilgeliğimiz yok. Ancak o bilmediği şeyleri bildiğini sanırken , ben bilmediğimin farkındayım... (Sokrates)
"Birini sevince, o sevgiyi anons edince tamam sanıyoruz. Heves lazım, tamam, köpek gibi âşık olmak da lazım, illa ki başın dönecek, aklını yitirecek gibi olacaksın, onsuzluğu hayal edemediğin biçare bir hal gelecek üstüne ama bunlar uçucu, kaçıcı şeyler. Sonra çok iş var. Emek vermen lazım. Bazı şeyleri feda etmen lazım. Teslim olman lazım. Yer açman lazım. Taş üstüne taş koyman lazım. Sonra o ilişkiye gözün gibi bakman lazım, çürümesin, çökmesin, eskimesin. Ona hayatını vermen lazım. Bunlar yoksa heves balon gibi bir şey, sönüp gidiyor.”