Bir zamanlar ufacık bir kelebek yaşarmış uçurumlarla çevrili bir dağ başında.
Daha kozasında yeni çıkan yavru kelebek minik kanatları ile uçmaya çalışırmış her kanat çırpışında yaşama sevinci akarmış üzerinden. Bir an önce o çok uzaklara gitmek istiyormuş hemen annesinin karşısına çıkıp durumu anlatmış. "kısacık ömrümü dağ başında geçirmek istemiyorum yeni yerler farklı bitkiler tanımak istiyorum." demiş annesi " olmaz bizim ömrümüz zaten kısa, uzaklara gidemezsin.
Üstelik burayı çevreleyen uçurumları aşamazsın düşersin uçurumdan kırılırsın, incinirsin, ölürsün, yavrucuğum demiş yavru kelebek ya yasakladığım uçurum benim uçurumumsa " demiş o uçurumda özgürlüğün varsa ben varsam sonra ölmeyecek miyiz Önünde sonunda ne fark eder burada ya da başka yerde demiş ve uçuruma doğru kanat çırpmaya başlamış gözden kaybolana dek arkasından bakmış anne kelebek ve uzaklaşıp giden yavrusunun ardından Son sözlerini söylemiş" kendi göğünde doğmak için uzak bir yıldız misali kendi uçurumundan düşmen gerekirmiş kaderin buymuş yavrum.
"Tasavvuf, her yerde Allah'ı görme kabiliyeti; insanı korku ve başkalarının kınaması tedirginliğinden kurtaran bir güçtür.
Gerçek Müslüman korkusuzca, yalnız Allah'a hesap vereceği düşüncesi içinde doğru bildiğini yapmaktan çekinmeyen ve zahiren bela, hakikatte ise bir hikmet olan sıkıntılara atılmaktan korkmayan kişidir."