Bir kadın bir kez aklına uzağı koymuşsa ve biri kanadından tutuyor, kendisi için yuvasının daha emniyetli olduğunu söylüyorsa belki sadece bir mevsim o sesi dinler. Ama her bahar uzağa uçmayı hayal ederek uyanır.
Uçmak isteyenin kanadını tutmamak gerek; yoksa istemeden kırıyorsun.
"Mutluluk yaralı büyüyen bir çocuk gibi. Bu yüzden hep tedirgin, hep kaçmaya hazır, hep ürkek bir misafir. Uzun bir ömrün sonuna gelebilenler ve genç hayatların bitişine tanık olanlar bu misafirin kıymetini iyi bilir. Kendi haline bırakmayı, geldiği vakit korumayı, çok üstüne gitmemeyi öğrenmiştir zira. İnsan nasıl yaşaması gerektiğini keşke bu kadar acıya hedef ve tanık olmadan öğrenebilse.”
(...) yeryüzünde hiçbir şey kuytulardaki bir çocuğun fark
edilmeyen sevgisiyle karşılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetişkin
bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir
zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşısındakine hizmet
etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla
yoğrulmuş bir sevgidir. Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını
bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar,
yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır,
duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler. Onunla bir
oyuncakmışçasına oynarlar, tıpkı ilk sigaralarını içen erkek
çocukları gibi, onunla böbürlenirler.