Uygarlık bilhassa analığı küçük düşürmüştür. Satış, mankenlik, mürebbiyelik, sekreterlik, temizlik işleri gibi meslekleri analık vazi-
fesine tercih etmiştir. Uygarlık analığı kölelik ilan ederek kadına ondan kurtulmayı va’d etmiştir. Ne kadar kadını ailesinden ve çocuk-
larından ayırarak (o “kurtararak” diyor) memur veya işçi yaptığını iftiharla belirtiyor.
Uygarlık, kadını hayranlık veya kullanım objesi yapmış; fakat takdir ve saygıya lâyık tek şey olan şahsiyeti ondan almıştır. Bu durumla hergün biraz daha fazla karşılaşıyoruz. Fakat, bilhassa çeşitli “Miss”lerin seçimlerinde ve manken veya fotomodel gibi kadınlara
mahsus mesleklerde bu keyfiyet apaçık ortaya çıkıyor. Burada kadın artık insan denilen şahsiyet değildir. Olsa olsa “güzel hayvan’dan biraz daha fazladır.
Birçok dinsiz, gerçek mânâda ateist bir toplumun ideallerini veya
hukukunu öğrenseydi, yahut tutarlı bir ateist dünyasının manzarasıyla aniden karşı karşıya gelseydi, herhalde çok şaşıracaktı.
Fakat Kuran-ı Kerim ters taraftan da bir bağ kurarak, dinin ahlâkta kuvvetli teşvik bulabileceğine işaret ediyor: “Sevdiğiniz şeylerden infak etmeden iman etmiş olmazsınız.” Yani imana gel ki iyi insan olasm denmiyor. Tam tersine; iyi insan ol ki iman etmiş olasın. Nasıl imana geleyim, imanımı nasıl kuvvedendireyim sorusuna cevap şudur: İyilik yap; Allah’ı, tefekkür ederek bulmaktansa, iyilik yapmakla bulmak daha kolaydır.
Fransa, İngiltere, Amerika, Almanya ve İtalya’da 19. ve 20. yüz yıllarda laik denilen ve ahlâkın dinden bağımsız olduğu fikrini vurgulayan ahlâkî hareketler (anglo-sakson dünyasında, societies for Ethical Culture, Settlements, Ethical Societies gibi adlar altında bilinmektedir) ahlâk sahasında her tefekkür veya faaliyetin tabiî olarak dine dönüşmeye veya dine yaklaşmaya meylettiğini göstermiştir.