Bir musibet, bin nasihatten yeğdir, derler.
Oysa insan haysiyetine yaraşan tavır öncelikle
nasihatin etkisini hissetmede yatıyor. Musibet
gelip çattığında, bir çok şeyin anlaşılması
kolaylaşır, ama gücünü onarmak için çok geç
kalınmış olabilir.
Böylece o
toplumun bireyleri ve farklı öbekleri kendi
özelliklerini koruyarak ülkenin karşılaştığı
zorlukların ortadan kaldırılmasına vargüçleriyle
çalışacaklar ve birbirlerinin muhbiri olmaktan
geri duracaklardır.
Öyle ise tek tek ve topluca kurtuluşumuza
giden yolda ilk öğreneceğimiz cümle şu:
Türkiye'nin iç düşmanı yoktur. Düşman varsa,
ancak dışardadır. Aramızdan önce ihaneti
kaldıralım, içimizden birinin hain olmadığını o
zaman göreceğiz.
Buna
mukabil yoksulluğu sebebiyle kendi ülkesinde
modern köle konumuna düşmüş bulunan kimse nereye kaçarsa kaçsın yoksuldur ve bütün yoksulların modern dünyanın her yerinde aç kalma özgürlükleri vardır.
Millî mutabakatın hangi
unsurlarla sağlanabileceğini farketmek için de
zıtlaşmaya neyin sebep olduğunu anlamamız
gerekir. Zıtlaşma yerli ve yabancı arasında ise
(ki bence öyledir) herkes kendine yerli miyim,
yabancı mı diye sorsun.