Gelin
bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
Bana kötü
bana terkettiğiniz düşünceleri verin
o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
onları verin, yakınmalarınızı
artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
ben aştım onları dediğiniz ne varsa
bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
verin bana
verin taammüden işlediğiniz suçları da.
Bedelinde biliyorum size çek
yazmam yakışık almaz
bunca kaybolmuş talan
parayla ölçülür mü ya?
İSMET ÖZEL
Caddenin ortasında kan kaybediyordu adam.
Görünürde ambülans yoktu.
Bir başka
adam tezgahta böbreğini satıyordu.
Vitrin camlarına gözler yapışmıştı.
Adama bak!
Evini yıkmasınlar diye elini doğruyordu.
Ya mavi elbiseli kız, neden okula alınmıyordu?
Bir dede torunlarını boğuyor, bir Çocuk babasını
tokatlıyordu.
Beyaz, kanı ne çabuk sarıyordu!
İlanlar yapıştırıllıyordu duvarlara. Kasap Çengelleri
için kuzu aranıyordu. Kapsama alanı
dışındaydı herkes. Bütün tuşlardan aynı ses geliyordu.
Koca bir toplum, dev bir labirentin içinde çıkış arayan, gözleri bağlı denekler gibi yaşıyoruz bir süredir...
Denenmiş kapıları ısrarla yeniden çalıyor, nefret ettiğimiz tipleri izliyor, sevmediklerimizin koluna giriyor, inanmadıklarımıza oy veriyor, nafile bir seçimden fayda umuyoruz inatla...