Yeşim G.

Yeşim G.
@Balmumuy
Zaten kalem dediğin elde fener aydınlığı. Murathan Mungan - Hamamname
Bir çocuk, ancak mevcut bir insan topluluğu ya da öbeği içinde, ona ayak uydurarak büyürse gelişebilir, insan olabilir; ( ... ) İnsanların bir arada yaşamalarının o özgün, biricik olma özelliği, gene eşi bulunmaz, spesifik sosyal olguları da beraberinde getirir. İşte bunları tek'ten hareketle ne anlayabilir ne de açıklayabiliriz. Dil buna güzel bir örnektir. Bir sabah uyansak ve bütün insanların hiç anlamadığımız bir dili konuştuklarını görsek halimiz nice olurdu?(Elias, 2000: 33).
Sayfa 54 - Doğu Batı Yayınları
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Her farklı dile sahip toplumun da farklı bir zaman algısı vardır. O toplumu diğerlerinden ayıran dil, zaman anlayışının da farkının kökenidir. Bir toplumun içinde kazandığımız "kişilik" ise bu zaman ile örülmüş bir zincir oluşturur; insan, her yerde karşısına çıkan bir zaman duygusunun içine hapsolmuştur, kurtulmak yoktur bu zincirden, zaman duygusu artık kişiliğinin güçlü bir parçası olmuştur. Bu biçimiyle de olağanlaşmıştır. Dünyayı başka türlü algılamanın, yaşamanın yolu yok gibi gelmektedir bize (Elias, 2000: 207-8).
Sayfa 54 - Doğu Batı Yayınları
"Sende, zihnimde ölçüyorum zamanları" Ricoeur
Sayfa 46 - Doğu Batı Yayınları
Şimdinin, gerek geçmişin durmaksızın büyüyen tahayyülünü/imgesini seçikçe kapsamasından, gerekse -daha ziyade- sürekli nitelik değiştirmesiyle insan yaşlandıkça arkasında sürüklediği yükün hep daha fazla ağırlaştığına tanıklık etmesiyle, iç süre, geçmişi şimdiye yayan bir hafızanın sürekliliğe sahip hayatıdır. Geçmişin şimdideki bu yaşayagelmesi olmasa süre de olmazdı, sadece anlar/lahzalar [instantaneitt] olurdu. (Bergson, 2013: 63-4)
Sayfa 42 - Doğu Batı Yayınları
Paul Ricoeur'e göre, Augustinus'un bu geçmiş zaman çözümlemesi, "hatırlama" denen "mucize"ye odaklanmıştır. Augustinus'un deyişine göre "hafızamda andığım" her şeyi hatırlamayı, "içeride (intus), hafızanın sarayındaki uçsuz bucaksız avluda gerçekleştiriyorum". Onun, "hafızanın geniş sarayları" eğretilemesi içselliğe mahrem bir mekansallık kazandırır. Bu mekansallık, geçmişteki anıların, "kiler" veya "depo" gibi bir mekan içinde "depolanır" veyahut "saklanır". Augustinus'un ifadesiyle "bütün bunları hafıza toplar, gerektiğinde anar ve ardından o koskocaman mağarasına, kimsenin sırrına ermediği o kuytulara saklar" (İtiraflar, X, VIII). Bu Augustinus'un "içsel insan" anlayışına göre şekillenen bellek görüşüdür. Bellek geçmişin şimdisi olduğu için, zamanın içselliği belleğin içselliğidir (Ricoeur, 2012: 117-9). Kısaca Augustinus'a göre, insan ruhundaki içsel zaman anlayışına dayanan "geçmiş" düşüncesi, belleğin içselliğine, bireyselliğine vurgu yapar. Belleğin bireysel olınası, "anılar benim anılarımdır" anlamına gelir.
Sayfa 37 - Doğu Batı Yayınları