David Harvey, "zaman-mekan sıkışması", yani globalleşme sonucunda, zamanın hızlanması ve mekanın sıkışmasının dünyada kendimizi konumlandırışımız üzerinde etkili olduğunu belirtir. Harvey, toplumsal ilerlemenin, mekanın fethini, bütün mekansal engellerin yıkılmasını ve nihai olarak "mekanın zaman aracılığıyla yok edilmesini içereceğini" belirtmektedir(1999, s. 232). Bu bağlamda belleğe yönelerek bir çeşit direnç alanı oluştururuz. Bir bakıma bellek, tarihin kaybettiği özgünlüğü sunmaktadır. Buna karşın belleğe dönüş kendi içinde bir çöküştür. Bellek ne zamanki gücünü kaybetmeye başlarsa o zaman bireysel ve toplumsal hayatta öne çıkmaya başlar; ritüeller ve kayıtlarla kendini inşa etmeye çalışır; "geleneğin" gözden geçirilmesi ve yeniden keşfedilmesi yoluyla varlığını ortaya koyar(Graves ve Rechniewski, 2010, s. 2).