Siyah gözleri anlaşılmaz, derin düşüncelere dalmış gibi yere bakıyor, adeta bulamayacağından emin olduğu bir şeyi son bir ümitle aramak istiyordu. Buna rağmen bakışındaki hüzün biraz da istiğnayla karışıktı. Sanki, "Evet, aradığımı bulamayacağım... Fakat ne olur?" der gibiydi.
Yalnız bir şeye dayanmak artık benim için mümkün değil: Her şeyi kafamda yalnız başıma saklayamayacağım. Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum... Kime?... Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba?
".. uzun zaman arkadaş olmuş bir defteri manasız yere yakmak doğru mu?
-Lüzumu yok! dedi ve başıyla tekrar sobayı gösterdi. Artık lüzumu yok!
Onu bu fikirden vazgeçirmenin mümkün olmayacağını anladım. Herkesden sakladığı ruhunu ihtimal ki bu deftere dökmüştü ve şimdi onunla beraber gitmek istiyordu."
Dışarı çıktığım zaman ortalık adamakıllı kararmış, sokak lambaları yanmıştı. Derin bir nefes aldım. Hava, biraz tozla karışık da olsa, bana fevkalade temiz ve ferahlatıcı geldi. Ağır ağır yürüdüm.