“Şükrü Baba’nın mekâna gidip her zaman oturduğumuz söğüt ağacının altındaki masamıza geçtim. Meyhane dediysem; biraz salaştı Şükrü Babanın emektarı. Olup olacağı beş altı tahta masa, bir içki tezgâhı, küçücük bir mutfak ve dört duvardan oluşan bohem bir mekândı, ama güzeldi. İnsanların
kederinden yıpranan isli perdeler miydi çekici kılan meyhaneyi
bilinmez.
Müdavimleri vardı, her gün gelen, “Elbet Bir Gün Buluşacağız” nağmelerinde demlenen.
Buram buram biz kokuyordu anlayacağınız.”