Anne Sandığından Kalan;
Küçücük bir bedenin
ilk evreni, ilk nefesi,
ilk yasası, ilk sığınağı…
Görmeden inanılan o karanlık denizde
bir kalp atışıydı bütün dünya.
Göbek bağından geçen ışık,
susuzluğa su, korkuya kucaktı.
Doğunca anladı:
“Tanımak” yeni bir mucize değil,
zaten içinden bildiğin bir sesi
tekrar duymaktı.
Ve anne…
yazgının üzerine işlenmiş
ilk ayna,
sırma gibi ince ince dokuyan
ilk el,
hıçkırığı örtüp sükûnet bırakan
ilk yazma…
Zamanın kefesinde
her ağırlığı hafifleten denge;
acının koyduğu taşı
diğer kefeye kendi nefesiyle
eşitleyen bir mucize…
Köklere karışan bir hafıza gibi
soyun en derin yerinde duran
ilk gerçek;
saflığın kendisi,
hiç bozulmayan bir can suyu…