| Vecize Fanzin | Filtresiz Dünya Dergi
Lâedri Edebiyat Kulübü Başkanı | Radyo Mısra ve Filtre Sözlük Kurucu Ortağı |
İnstagram: baranaslan.official.1453
Twitter : MuhammetBaranA2
Sözünde mana, gönlünde sevda, şiirinde hikmet olmayan; şiirin şekliyle uğraşarak bir şeyler başardığını düşünüyor işte...
Öyle bir çağdayız ki altınlar çöplerde, tenekeler baş üzre!
Tamamen kötü dersem haksızlık etmiş olurum. Sayısı az olsa da gerçekten vurucu mısralar mevcut. Fakat yine neden ödül aldığını anlayamadığım bir kitap oldu. Bu şiir ödüllerinin jürileri kimlerden oluşuyor ve hangi kıstaslarla hareket ediyorlar acaba. Ayıp, ayıp...
Muhibbanı olsun olmasın herkesin kabullendiği iki özelliği vardır üstadın: zekası ve kabiliyeti. Evet, O belki çok okumuş, belki çok yaşamış, belki çok gezmiş… Lakin eserlerindeki o mana derinliğinin en büyük sebeplerinden birileri zekası ve sanat kabiliyetidir. Zekasını en iyi mahkeme kürsülerinde layenkatî bir şekilde oluşturduğu cümle terkiplerinden ; sanatsal kabiliyetini ise ‘noktalama’ adını verdiği beyit şeklindeki şiirlerinden anlayabilirsiniz. Zira sonunda hapis olan bir yerde yaptığı konuşmalarda bu kadar manalı cümlelerin, iki mısrada ise bu kadar derin duyguların anlatılması herkesin kârı değildir. Onun bir düşünce adamı, şair ve tiyatrocu yönü olduğu gibi herkesin bilmediği birde hikayecilik yönü vardır.
Üstadın hikayeleri 280 sayfayı geçkin ‘Hikayelerim’ adlı bir kitapta toplanmıştır. Üstadın bir çok hikayesinin yer aldığı kitapta göze çarpan ilk şey hikayelerin düz yazı özelliğini kaybetmeden ruhunuza yahut en azından idrakinize işleyen birer şiir halini almasıdır. Evet üstadın hikayelerini beklide diğerlerinden ayıran en ehemiyetli yönü budur. Üstad o muazzam şiir yeteneğini belki de bilmeyerek hikayelerine de aksettirmiştir. Zira kafiyeli olmasalar dahi cümleler ve kelime seçimleri çoğu yerde uyumludur. Başka bir tarafı ise hikayelerin gereksiz ayrıntılara boğulmaması ve sıkıcı seviyede uzun olmamasıdır. Böylece okuyucu kıraat ettiği satırları kısa zamanda bitirdiği halde konuyu ve konunun altından göz kırpan manayı anlamış olur. Lakin bu anlama zihne yansıyan kuru sahnelerden ibaret değildir. Belki fikir çilesinin izlerini, belki tarihi hakikatleri, belki ince duyguları da beraberinde getiren bir anlayış, duyuş hatta seziştir… Tabi üstadın okuduğunuz anda ‘ evet bu kesin Necip Fazıl’ın yazısı ‘ dedirten düzgün, münasip, nükteli üslubunu da unutmamak
Ahmed Haşim… Edebiyatımızın büyüklerinden. Şiiri söz ile musikî arasında sözden çok musıkîye yakın bir sanat olarak düşünen Fecr-i Âti edebiyatının kayda değer birkaç isminden biri. O kimi zaman göl kenarında bir kamış olmak istedi kimi zaman ise ağaç dallarındaki kuşları anlattı okurlarına. Kim ne derse desin anlamayana dahi bir şeyler hissetirirdi şiirleri. Kendisini beğenmeyen bu şair şiirlerini sevdirmişti bizlere. Birde seyahatnamesi vardı şairimizin ‘ Frankfut Seyahatnamesi ‘ adlı. Hastalığı sebebiyle yapmak zorunda olduğu bir seyahatten bile bir eser çıkarmıştı. Sonra Gurabhane-i Laklakan adlı bir eseri vardı. Bu ismi Osmanlıların hayvan haklarına ne kadar riayet etiğini gösteren dünyanın ilk leylek hastanesini açmaları şerefine vermişti kitabına. Ve gün geldi öldü şairlerin en garibi… Bazılarının gönüllerinde bazılarının ise zihinlerinde kaldı hatırası. Ona dair çok şey yazıldı çizildi. Ders kitaplarında sık sık fotoğraflarını gördük. Lakin şairimizin zihin dünyasına ve vakalara bakış açısına dair mukaddimesinin şerhi dışında fazla bir şey yazılmadı. İşte biz bu yazımızda dilimizin döndüğünce bu konudan bahsedeceğiz. Bunu yapmanın en iyi yolu onun denemelerinden oluşan ‘ Bize Göre’ adlı eserini incelemektir. Esasen bende ilk bu eserini okumuştum. Bu eserde ne olduğunu hala çözemediğim bir şey beni tüm eserlerini de okumaya yöneltti.
İsterseniz sözün bundan sonrasını Ahmet Haşim’e bırakalım ve onun sözleriyle devam edelim:
"…Büyük Üstadım Gourmont, şunu der: Bütün canlı yaratıklara göre insanı üstün yapan, becerilerinin çeşitliliğidir. En zeki hayvan, bir tek şeyi yapar. Fakat onu en iyi şekilde yapar… Halbuki bin alana yayılmış insan faaliyetinin eserleri, ister istemez eksik ve geçicidir. Hayvan, amacına varmış duruyor. İnsan amacını hala aramakla meşgul.
Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış önceleri yanlış yollara sapmışken sonradan doğru yolu bulmuş ve düzelmiş bir müellif ve İslam Felsefesi muallimidir. Çeşitli eserlerinden biri olan Amak-ı Hayal ise şüphesiz derin tahliller, felsefi bilgiler, imani deliller, hayata dair verdiği öğütler ve alegorik anlatımı dolayısıyla en mükemmelerindendir. Kitabın baş kahramanı Raci doğu ve batı kültürü arasında bocalayan biridir. Bir gün mezarlıkta dalaşarak mezar taşlarının o zarif süslemelerini incelerken ‘Aynalı Baba’ isminde naif ve sessiz bir dervişe rastlar. Önceleri deli olduğunu zannetiği bu dervişin içinde hazineler saklayan kapalı bir sandık olduğunu anlayınca sık sık ziyaretine giderek sorular sormaya başlar.Yine bir gün dervişin yanına gider derviş bu sefer her zamanki gibi ney değil de saz çalmaya başlayıp şiirler okur. Bu sırada Raci rüyaya dalar… Buyurun bundan sonrasını Raci’den dinleyelim:
‘Dalmışım. Görüyorum ki büyük bir sarayın içinde çok küçük bir pencerenin önündeyim. Bu pencereden binlerce kişi olacak büyük bir odayı görüyordum. Odanın etrafı benim ki gibi küçük küçük pencerelerle doluydu. Her birine bir insan oturmuş odayı seyrediyor. Odanın içinde zümrüt ve yakuttan yapılmış kürsüler üzerinde başları taçlı çoğunun yüzleri peçeli heybetli ve vakur kimseler oturmaktaydı. Kürsülerin bir kısmı daha yüksek bir yerde ve mücevherden olup, bunların ortasında ve hepsinden yüksek bir kürsü boştu. Bu kürsülerde oturan zatlardan biri ayağa kalktı ve :
" -Beşeriyet gelmiş, bizden bir soru soracakmış. Reyiniz olursa gelsin, dedi.
Hazır bulunanlar muvafakatlerini bildirdiler. İlk söz söyleyen zatın emri üzerine odaya beşeriyeti aldılar. Beşeriyet adını alan bu adam sefil ve sakat bir zavallı idi. Giydiği eski püskü elbiseler ve sarı