Basit bir çobanın neden okuma bildiğini, bu kez genç kıza açıklamak niyetindeydi: on altı yaşına kadar papaz okuluna gitmişti. Ana babası, onun din adamı olmasını istemişlerdi; tıpkı koyunları gibi, yalnızca su ve yiyecek için çalışan yoksul bir köylü ailesi için gurur kaynağıydı böyle bir şey. Latince, İspanyolca ve din bilim okumuştu. Ama daha küçüklüğünden itibaren dünyayı tanımayı hayal etmişti. Tanrıyı ya da insanın günahlarını öğrenmekten çok daha önemliydi böyle bir şey. Bir akşam, ailesini görmeye giderken, bütün cesaretini toparlayıp babasına rahip olmak istemediğini söyledi. Yolculuk yapmak istiyordu.
Sadri Maksudi Arsal, Kazan Türklerinin yetiştirdiği önemli bir siyasetçi, devlet adamı, hukukçu, tarih ve dil âlimidir. Küçük yaştan itibaren kendisini yetiştirmeye çalışmış, mensubu olmaktan şeref duyduğu Türk milletine hayatı boyunca hizmet etmeye çalışmıştır. 1879 senesinde Kazan'ın Taşsu köyünde doğan Sadri Maksudi, küçük yaşta medrese eğitimi almıştır. Allâmiye Medresesi'nde Arapça ve dini dersler üzerine eğitim almış, 1895 tarihinde Kırım'a giderek, eğitimine Bahçesaray Zincirlikuyu Medresesi'nde devam etmiştir. Burada Türk Dünyasına büyük hizmetler yapmış olan İsmail Gaspıralı ile de tanışmıştır. Daha sonra Rus Öğretmen Okulu'na giderek Rusça eğitimini tamamlamıştır. Yüksek tahsilini yapmak için Paris'e gitmiş, Sorbon'da hukuk eğitimine başlamıştır. Buradan da başarılı bir şekilde mezun olmuştur.
Sadri Maksudi bu dönemde Rusya'da yaşanan gelişmeleri büyük bir merak ve endişe ile takip etmiştir. Kazan Türkleri başta olmak üzere Rusya'da yaşayan 30 milyon Türk'ün sorunları için endişe duyuyor, bu sorunlara çözüm yolları arıyordu. Nitekim Rusya'da ihtilal patlak verince memleketi Kazan'a dönme kararı aldı. Duma'da mebus olarak milletinin menfaatlerini savunmaya çalıştı ve bu konuda büyük bir başarı gösterdi. İlerleyen süreçte İç Rusya ve Sibirya Tatarları Muhtariyeti'ne Cumhurbaşkanı oldu.
Rusya'nın baskılarına daha fazla dayanamayacağını anlayan Sadri Maksudi, Petrograd üzerinden Finlandiya'ya kaçtı. Oradan da Paris'e geçerek Sorbon'da tarih profesörü olarak dersler vermeye başladı. Takvimler 1925 tarihini gösterirken dönemin maarif vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Türkiye'ye davet mektubu aldı. Büyük bir sevinçle bu daveti kabul etti. Türkiye'de ilk hukuk mektebinin açılmasına öncülük etti. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun faaliyete geçmesinde
Bütün delegelerin isteği ve amacı yeni bir Türk nesli yetiştirmekti, öyle bir nesil ki, Rus aydınlarından aşağı olmasın, onlara gerektiğinde kafa tutsun, onlarla hesaplaşsın, onlardan hakkını istesin. Bu amaca ancak Eğitim yolu ile varılabilirdi. Onun içindir ki, Üçüncü Müslümanlar Kongresinde Eğitim problemleri üzerinde uzun uzadıya duruldu.