Rızkı aramak bir gayret işidir; fakat onu korumak, kalbi muhafaza etmeyi gerektirir. Çünkü rızık yalnızca kazanılan değil, niyetle taşınandır. Helal olanın içine karışan küçük bir hırs, bereketi sessizce terk eder. İnsan çoğu zaman rızkını kaybettiğini sanır; oysa kaybolan şey rızık değil, onu taşıyacak hikmettir.
İlahi merhamet her şeyi kuşatmıştır; fakat bu kuşatıcılık, insanın her davranışını onayladığı anlamına gelmez. Merhamet, kapıyı açık tutar; dengeyi bozanı içeri davet etmez. Zira ilahi nizam, taşkınlığı değil ölçüyü sever. Fazlalık gibi görünen nice şey, aslında eksikliğin işaretidir.
Hikmetten yoksun bir iyilik, ilk bakışta aydınlık görünür; fakat ardında karanlık bir iz bırakır. Niyetin terazisi bozuksa, yapılan hayır nefsi besler, ruhu değil. İyilik, karşılık beklentisiyle yapıldığında şekil değiştirir; sadaka olmaktan çıkar, gizli bir alışverişe dönüşür.
Bu yüzden göklerin kapısı, ticari hesaplarla yapılan iyiliklere kapalıdır. Çünkü sema, rakamla değil, samimiyetle açılır. Verilen şey değil, verilirken eksilen benlik makbuldür. El açıldığında kalp kapanıyorsa, orada ilahi bir kabul beklenmez.
İlahi nizam her zaman dengeyi arar: Almakla vermek arasında, niyetle sonuç arasında, dünya ile ahiret arasında… İnsan bu dengeyi gözettiğinde rızık artar; gözetmediğinde çokluk bile yoksulluğa dönüşür. Zira gerçek zenginlik, elde edilen değil; bozulmadan muhafaza edilebilendir