Çok büyük hayal kırıklığına uğradım ve overrated
olduğunu gördüm. Tarafsız bir kalkınma hikayesi
okuyacağıma inanıyordum ve Finlandiya'ya olan ilgim nedeniyle bu kitap için çok heyecanlanmıştım. Grigori Petrov hakkında detaylı bir bilgiye sahip olmasam da, kitabın Fin halkından çok yazarın kendi ütopyacı idealleri doğrultusunda yazıldığı belli oluyor.
Kitabı okurken ağır bir Rus propagandası hissettiğimi de es geçemem. İSveç yönetimi altında Finlandiya'nın "kötü" Rus yönetimi altında ise "iyi" olduğu tekrarlanıyor. Finlandiya tarihi hakkında fazla bilgim yok fakat bir milletin kalkınma sürecine dair bu tarz indirgemeci ve
taraflı bir yaklaşım, kitabın inandırıcılığını -yazarın bir Rus olduğu gerçeğini de eklersek- önemli ölçüde zedeliyor. Kitabı okuduktan sonra hakkında araştırma yaparken, internette çok az yabancı kaynağa rastladım çünkü bu kitabın Türkiye ve Bulgaristan dışında dünya çapında (Finlandiya da dahil, ne süpriz ama) neredeyse hiç tanınmadığını öğrendim. Türkiye ve Bulgaristan gibi Balkan ülkelerinde bu kitabın neden rol model olarak görülmesi aslında anlaşılabilir fakat benim görmek istediğim şey Fin halkının kalkınma sürecinin tarafsız bir
şekilde anlatılmasıydı. Fakat tek gördüğüm şey
propagandaydı. Bir Rus tarafından Balkanlar'da yazıldığını bilseydim (evet 3 yıl Finlandiya'da yaşamış falan ama yazarı tarafsızlıktan uzaklaştırmaya yeterli olmamış) zaten baştan okumazdım.
Kitabın içeriğiyle alakası yok ama İş Bankası tarafından yayınlanan kitabın kapağında "Atatürk'ün tavsiye ettiği kitap" yazması ise gülünç bir pazarlama stratejisi (işe yarayacak olsa da.) Çünkü sırf kapağında bu yazıyı görüp kitabı alacak ama asla okumayacak ya da okuyup hiçbir şey anlamayacak ya da okuyup anlam çıkarsa bile kitapta Finlandiya'nın geçirdiği dönüşümün (bu dönüşümün