“Ders dört,” dedi kafasını bana doğru daha da eğerken. “Düşmanın seni zaafından vurmasına izin verme.”
Oyun, oyun, oyun. Seninle oyun oynadı. Oyun oynadı. Senin ondan etkilenmeni sağladı ve sana oyun oynadı. İşte bunu affetmeyiz.
Onu yakasından tutup aşırı hızlı bir şekilde kendime çektiğimde diğer elim kalktı ve avucum göğsüne tutundu. Tam solunda olan avucuma çarpan atışları toz etmek ister gibi iyice bastırdım.
“Hadi, söyle bana,” dedim ve ona biraz daha yaklaştım. “Elimin altındaki organın da derslerinin farkında mı, Akkurt?”
“Var oluşuma bir tehditsin ve ben tehtitten hiç ama hiç hoşlanmayan bir adamım, Kaza.”
“Var oluşuna bir tehdit olmaya devam edeceğim, Kazazede ve sen bu tehdit için varını yoğunu ortaya koyacaksın.”
Ayhan Alaz yıllar önce kaleme aldığı mektupta, “Kızıma bir çay partisi borçlusun, Beton. Bir sonraki mektubuma kadar umarım her şeyi açıklığa kavuşturmuş, o çay partisini hak ettiği bir şekilde kızımla yapmış olursun,” diye yazmıştı.
“Yıllar önce babana söz vermiştim,” dedi Âkif, tecrübeyle yoğurulmuş sesiyle. “Sana bir çay partisi borcum vardı.”
“Karımı öldürdü. Sonra ise kızımı. Elleri kanlı, dedim. ‘Adında ölüm var, kimse onu sevmesin’ dedim. Ama kimse inanmadı.”
Adında ölüm var dediği oğlunun adını kendi koymuştu…