Merhemin varlığına rağmen yeniden acıtılmayı göze alamaz. Göğü bırakıp yere baktığında o heybetli ağacı görür. Tek başına yükselişinden, kocaman dallarıyla salınışından etkilenir. Yanında değil başka bir fidanın, yabani otun; görevi yalnızca açmak olan çiçeğin dahi bitmesine müsaade etmemiştir. İhtiyacı da budur. Dizlerinin üzerine çöker. Kırılmış, kana bulanmış tırnaklarını ağacın dibine geçir, hiddetle eşer eşer… Yıpranan kalbini yerinden hışımla çıkarır ve acımadan lime lime eder. Akan kanlara bulanan elini önce eteğine siler. Ardından bir çırpıda üstünden kopardığı küçük kumaş parçasına duygularını da sarıp gömer. Nice kötüleri, canileri bile kabul eden toprak, kimseye zararı dokunmayan kalbini de içine almıştır.