Verilen verilmeyenle eş, sakındığımız ve uzak durduğumuz şeylerle tutunduğumuz ve yakaladıklarımız aynı, yaşadıklarımız hiç denemediklerimizle bir ama yine de hayatımızı seçerek, eleyerek, reddederek ve bu tıpatıp aynı şeyleri birbirinden ayıran bir çizgi tasarlayarak ve kendi hikayemizi hatırladığımız ve anlatılabilen biricik hikaye haline getiren bir çizgi tasarlayarak geçiriyoruz. Tüm zekâmızı, tüm duygularımızı, tüm tutkumuzu şimdi değilse de zamanla birbirinin eşi olacak şeyleri birbirinden ayrıştırmak için harcıyoruz, bu yüzden hep pişmanlıklarla, kaçırılmış fırsatlarla, doğrulamalarla, onaylamalarla ve yakalanmış fırsatlatla doluyuz.