"Haklı olarak cezalandırıldığımı kabul ediyorum. Peki bu masumların suçu ne? Ne önemi var! Onurları lekeleniyor, felakete sürükleniyorlar: Bunun adı adalet."
"Can çekişen düşüncenin bu tutanağı, acıların giderek artan bu gelişimi, bir mahkumun bu entelektüel otopsisinde mahkûm edenler için çıkarılacak birden fazla ders olamyacak mı? Bu yazılanlar düşünen bir insanın başını bir başka sefer adaletin terazisine atarken ellerindeki gücü belki de daha insaflı kullanmaya yöneltmeyecek mi? Belki de o zavallılar bu ölüm kararının hızla infaz edilmesi sürecinin peş peşe ve yavaş yavaş yaşanan işkencelerini hiç akıllarından geçirmemiş olabilirler mi? Yok ettikleri insanın bir zekâsı, hayata güvenen bir aklı, ölüme hazır olmayan bir ruhu olduğunu hiç düşünmemişler midir? Hayır. Bütün bunlarda üçgen bir bıçağın yukarıdan aşağıya inmesinden başka bir şey görmüyor, bir mahkûmun bu kararın öncesinde ve sonrasında bir hayat sürdüğünü kuşkusuz düşünmüyorlar."
"Üstelik sürdüreceğim hayatın sına ermesinde üzüleceğim ne var ki? Kasvetli gün ışığı ve kürek cezasının kara ekmeği, içinde bir parça et bulunan yağsız çorba, eğitim almış biri olarak zindancıların, acımasız gardiyanların hakaretlerine maruz kalmak, konuşmaya ve cevap vermeye layık bir insanla karşılaşamamak, yaptığımı ve bana yapılacak olanları düşünerek hiç durmadan titremek: celladın elimden alabileceği tek servetim bunlar. Aman boş ver! Her ikisi de korkunç!"