İnsan birini gerçekten
zamanla mı tanır,
yoksa içinin titrediği o ilk anda mı?
Bunu kimse bilmez...
Çünkü bazen yıllar geçer;
bir yüz ezberlenir,
bir ses alışkanlığa dönüşür
ama kalp yine de yabancı kalır.
Sanki bütün yakınlıklar,
uzaktan bakılmış bir hayat gibidir.
Sonra biri çıkar karşına;
hiçbir geçmişin yoktur onunla
ama gözlerinde,
uzun zamandır aradığın o tanıdık sessizlik vardır.
Ve insan ilk defa anlar:
Bazı ruhlar, konuşmadan da birbirini tanır.
Belki tanımak zaman ister
ama hissetmek,
zamandan daha eski bir şeydir.
Çünkü kalp bazen,
aklın yetişemediği yerde sever
ve insan en derin bağı,
en kısa anda hisseder...
Tam pes etmek üzere olduğum bir gecede,
İçimde susturamadığım çığlıklarla yürüdüm.
Herkes uyurken ben,
Kendi karanlığımla göz göze geldim.
Yoruldum...
Hem de kimsenin bilmediği kadar.
Ama düşmedim işte,
Kırık yanlarımı avuçlayıp yine kendimi topladım.
Kafamın içinde bin savaş vardı,
Biri "bırak" dedi, biri "dayan."
Ben en sessiz olanı seçtim;
İçimde hâlâ yaşayan umudu...
Ve o gece anladım;
İnsan bazen dünyayı değil,
Sadece kendini yenince
Sabaha çıkabiliyormuş.
İnsanlar genellikle yalnızlıktan korktuklarını söylerler. Oysa korktukları şey yalnızlık değil, yalnız kaldıklarında kendileriyle yüzleşmek zorunda olmalarıdır.