Anonimleştirme, belki de tüm dünyada geçerli tek yönetim şekliydi; seni kendi kimliğinden soyup kalabalığa, o kalabalığın içinde bir yüzsüzlüğe mahkûm ediyordu. Oysa o tekti.
O çay, sadece bir içecek değil, bir anlık huzurun, bir anlık direncin simgesiydi. Tadı, bir hayatın özü gibiydi, acı ve tatlı karışık, damakta kalan bir tecrübe gibi.
Okuduğum ilk Sinan Akyüz kitabıydı. Adeta bitmeyen bir yerli dizi gibiydi. Gerçek bir hikayeden alınmıştı ama ne kadarı kurguydu, bilmiyorum. Uzatılan diyaloglar ve içi çok şişirilen duygular, Fidan'ın sert ve uzatılan çıkışlarına, karşılık gelen kader kısmet diyalogları hep aynıydı ve kitap boyunca o kadar cok tekrar edilmişti ki, okurken sıkıldım. Başka bir kitabını daha okur muyum bilmiyorum.