Saliha Karaaslan

Doğrusunu istersen, insanlarla temas etmenin hemen her zaman bazı bedelleri oluyor. İki insan bir araya geldiğinde ilk olarak atılabilecek en büyük kazığı atıyor ve "Nasılsın?" diye soruyor örneğin. Ne bileyim ben nasılım? Düşünsen çıldırırsın. Çok düşünmemeye çalışıyorum. Bir noktada şimdiki halimden çok daha iyi olacağıma eminim fakat bu henüz gerçekleşmedi.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Artık çok da umurumda değil çünkü. Her geçen günün bizi kendi cenazemize yaklaştırdığı bilgisini önbellekte tutunca hiçbir şey çok mühim değil. Acele etmem gereken bir şey olduğunu zannetmiyorum. Kafam nasıl rahatladı anlatamam... Yarışı bıraktım, şampiyonluk turu atıyorum Osman.
Neresinde kaldığımı unutmayayım diye değil, tam da neresinde vazgeçtiğimi hatırlayayım diye sayfayı köşesinden katlayıp rafa kaldırıyorum.
Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Șu anda yapılacak onca şey varken insan nasıl ölür? Kışın, işler bitince ölünmeli. Babam da, dedem de kışın öldü, biri aralıkta, diğeri ocakta…
Sayfa 40·Kitabı okudu