Kötülerin Şehri, suçluluların gönderildiği bir adadır. Oradan çıkmanın iki yolu vardır ya adaletin biçtiği cezayı çekmek ya da ölmektir. Şehir ise kendi sistemini kurmuştur. Suçlara göre belli bölgelere ayrılan şehirde Siyah bölge; katillerin, Kırmızı Bölge; hırsız ve dolandırıcıların, Mavi; şiddet suçu işleyenlerin, Yeşil ise kaçakçıların bulunduğu bölgedir. Şehrin gözdeleri Griler ise suçu kanıtlanmamış ya da kazara suç işlemiş kişilerdir. Bu bölgelerin bir de öncüsü ve yancısı vardır.
Yekta Akay ise Kötülerin Sehri'ne bir Gri olarak düşer. Hafızası yerinde değildir ve ne bunun sebebini biliyordur ne de ne suç işlediğini... Tek bildiği oradaki insanlar kadar kadar kalbinin kararmadığıdır.
Siyah Bölge Öncüsü Kunter, Yekta'yı yancısı yapmayı kafaya koymuşken Yekta hem hayatta kalmaya çalışıyor hem de unuttuğu şeyleri hatırlamaya çalışıyor.
Kitabın yarısına kadar Yekta'nın inadı beni inanılmaz yordu. Kunter'in sabrını ve inadını da tebrik etmek gerek. Başta kendisine baya sövdümyalan yok. Yalnız kitapta sövmediğim kimse kalmadı o ayrı bir konu. Kunter'e tam güvenmiyorum ama yine aralarından en çok onu sevdim. En azından ne istediği belliydi ve kartlarını açık oynuyordu. İkisi de manyak olmasına rağmen yan yana gelip şehri yönettiklerini görmeyi çok isterim.
Karakterleri ve şehri tanımaya başladığımız tam bir giriş kitabıydı bence. Her bir sayfayı merakla çevirdim yine de. Yazardan okuduğum ilk kitap ve kalemini sevdim. Betimlemeler yerindeydi. Tek hoşuma gitmeyen duygu betimlemelerini eksik hissettim. Tam içime işlemedi. Son sayfalardaki gerçekler şaşırttığı kadar üzdü de. Yekta'ya kocaman sarılmak istedim
Distopik, aksiyon ve romantik okumayı seviyorsanız bir şans verebilirsiniz
(+16 ama ölüm ve tetikleyici unsurlar içeren bir kitap ona göre