Gerçekten de nedir şu adına düşünce dedikleri şey? Beynime batmış kıymık gibi bana acı veren şey?
Acaba düşünmenin yasalarını öğrenseydim, öğrenebilseydim, dindirebilir miydim acılarımı, saadetin kapısını aralayabilir miydim, harbi kazanabilir miydim meselâ?
Bu gafletin değişmez mazeretlerinden biri de etraftır. Kişi kendisiyle arasına etrafı sokar, etraf yüzünden kendi yüzüne bakamaz, etrafın ayartmasıyla özünden uzaklara düşer.
O halde önce söz vardı; yani önce sözcükleri, sonra anlamları, daha sonra kavramları, en nihayetinde ise nesneleri kavrayabilirdik ve yolun ilk safhasında anlama ulaşabilmenin tek yolu o anlamın temsil eden sözcüklerin bilgisiydi.
Dert sualdir, dert meseledir; hem soru'dur, hem sorun'dur. Dert olmayınca derman da olmuyor! Derman derdi olanlar için. Cevap da kezâ soranlar, soru ve/veya sorun sahibi olanlar için,
Suâl sahibi olmadıkça, sormadıkça, soru üzerinden düşünmedikçe nasıl cevap sahibi olunur? Nasıl olur da sorusuz cevaplar mevcudiyetinden dem vurulabilir? Oysa cevap soru için soru içinde duran bir imkân. Cevabı mümkün kılan imkân her halde soru; her haldedeğil, her halde, yani her hâl u kârda soru.
Her cevap ancak bir sorunun cevabıdır çünkü.