Millet baştakilere karşı hudutsuz bir nefret ve itimatsızlık beslemeye başladı ve her fırsatta bunu gösterdi. Asırlardan beri kendisine her takımdan yabancılaşmış kimselerin elinde oyuncak olmanın verdiği gevşekliğe rağmen, iradesini kullanmak imkânını bulur bulmaz ne yapacağını, 21 Temmuz 1946 seçimlerinde belli etti.
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki emperyalizm düşmanı ve halkçı mahiyetini kaybetmiş olan iktidar, milletle kendisi arasındaki uçurumu görünce müthiş bir korkuya kapıldı. Yirmi beş senenin hesabını veremeyeceğini ve böyle bir hesap sormanın, sadece koltukları, apartımanları, bankadaki paraları değil, tatlı canları bile tehlikeye düşürebileceğini pekâlâ hissediyordu. Ne bahasına olursa olsun iktidarı bırakmamak bir ölüm dirim meselesiydi. Halbuki herhangi bir kuvvete dayanmayan iktidarın tutunmasına da imkan yoktu. İşte o zaman, baştakiler yüzlerindeki halkçı maskeyi tamamen fırlatıp attılar, millete karşı adeta kin denilebilecek bir kırgınlık ve istihfafla, zorba valileri ve eli sopalı candarmaları harekete geçirdiler. Ve asla dayanamayacakları milleti böylece zorla baskı altında tutarken, kendileri de, yabancı bir devlete dayanarak iskemlelerinde kalmak yolunu tuttular. Emperyalizme karşı yapılan kanlı bir halk savaşının doğurduğu Türkiye Cumhuriyeti, böylece, girmediği bir harbin sonunda, mürteci ve soyguncu kuvvetlerin yanında yer aldı.
Sayfa 137 - YKY, "Asıl Büyük Tehlike Bugünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır" adlı metinden, 5 Şubat 1948·Kitabı okudu
"Birçok şeylere düşmansınız! Birçok şeylerin aleyhindesiniz. İkide bir toplanıp kahrolsun kızıllar, yere batsın solcu profesörler, yok olsun millete sahici hürriyet isteyen gazeteler diye feryadı basıyorsunuz. (...) İkide bir "Yaşasın Türk milleti" diye bağırdığınız oluyor, ama bu Türk milletinin yaşaması için bir şey yaptığınızı, birazcık gayret sarf ettiğinizi göremedik. (...) Bakın çocuklar... Şuna buna kahrolsun demekle millet yaşamaz."
Sayfa 135 - YKY, Milliyetçi Gençlik adlı metinden, 16 Ocak 1948·Kitabı okudu
Bizim anayasamız, Türk milletine lâyık olduğu hürriyeti hiç noksansız sağlayan en kuvvetli müeyyidedir. Türk milletinin olgunluğuna, disiplinine güvenilerek verilmiş olan hürriyetin hiçbir bahane, hiçbir demagoji ile kısılamayacağına, bunun aksine gitgide genişleyeceğine, büyük hürriyete gideceğine inanıyoruz.
Sayfa 133 - YKY, Hürriyet Meselesi adlı metinden, 3 Mart 1944·Kitabı okudu
Hiçbir cemiyet, hürriyete yavaş yavaş, alıştıra alıştıra kavuşturulmaz. Hürriyete, onu kullana kullana alışılır. Bunun aksini iddia etmek, Abdülhamit'in otuz sene Kanûnu Esâsî 'yi "Millet henüz rüşde ermemiştir!" bahanesiyle tatbik etmemesine benzer. Mesela uzun asırlar istibdat içinde yaşayan Türk milleti İstiklâl Savaşı sırasında kendisine verilen geniş sahici hürriyeti fena kullanmak şöyle dursun, bu hürriyete ne kadar lâyık olduğunu bütün dünyaya ispat eden bir kudret, bir kabiliyet, bilhassa bir disiplin göstermiştir. Devletin her büyük karardan evvel memleketin her köşesinde yaptırdığı mitingler, millet mukadderatını ellerinde tutanlara en emniyetli, en sağlam birer destek olmuş, onlara daha geniş bir hareket "hürriyetti vermiştir. Çünkü umumi bir kaidedir, idare edilene verilen hürriyet idare edenin hürriyetini de, müsbet sahada çoğaltır.
Sayfa 133 - YKY, Hürriyet Meselesi adlı metinden, 3 Mart 1944·Kitabı okudu