Bay C

Kadınlar Üzerine Bir Konferans
"Memleketin kadın nüfusunun ekseriyetini teşkil eden köylü kadınlarına gelince: Birbirimizi aldatmaya, gözümüzü bağlamaya lüzum yoktur. Köylü kadınlarımız hemen hemen en iptidai bir hayat sürmekte, dimağlarını kullanacak en ufak bir vesile bile bulamamaktadır. Sorarım size, bir köylü kadınının dünya vaziyeti hakkında en ufak bir malumatı var mıdır? Memleket, vatan mefhumlarına vâkıf mıdır? Tarladan, kara öküzden, kızı Fadime’den ve kocası Mahmut’tan başka bir şey düşünür mü? Tabii hayır. Halbuki birçok vesilelerle memleketin en ümit veren, en çok enerji saklayan kadınlarının bu köylü kadınlar olduğunu gördük. İstiklâl Harbinde köylü kadınlarının fedakârlıkları nihayetsizdir, fakat bunlar şuurî değil, insiyaki hareketlerdir; bunların yuvası ve yavruları taarruza uğrayan bir dişi arslanın savletinden farkı yoktur; biz Anadolu'daki kadınlarımızın içinde saklı olan bu müthiş enerji kümesini şuura çıkarmak, memlekette kuvvetli, çok kuvvetli ve kafası işleyen bir kadın nesli yetiştirmek mecburiyetindeyiz."
Sayfa 116 - YKY, "Kadınlar Üzerine Bir Konferans" adlı metinden, 17.10.1932, Konya·Kitabı okudu
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Beklenmeyen bir hadise oldu. Meşrutiyet ilan edilmişti. Meşrutiyetin ilanı, Çakıcı'yı bir hayli düşündürmüş, şekavetten vazgeçmek yollarını bile gözü önünde tutturmuştu. Cahil Çakıcı bütün cehaletiyle, yine düşünüyordu: Ulen, diyordu. Bu nasıl hürriyet! Hâlâ kavuklu padişah yerinde oturuyor! Bu onun kalbinde bir ukde idi. Padişah yerinde oturduktan, onun iradesi hüküm sürdükten sonra, hürriyetin ne manası kalırdı? Mahaza, yine sakin olmayı vaad etmiş, fakat avene ve silahlarıyla beraber köyünde kalmayı şart koymuştu. Asabi gençlik, ağa düzeninin hodbinliği, efeyi tekrar harekete getirtmişti, amansız bir kuvvet haline sokuvermişti. Efe teslim olmuyor, eskisi gibi dağlarda, martininden çıkan seslerle akisler husûle getirtiyordu.
Sayfa 57 - YKY, Çakıcı'nın İlk Kurşunu adlı öyküden·Kitabı okudu
Edebiyat
Tabiat, güzelliği bu halka, bu iklime vermişti. Levent boylar, penbe beyaz tenler, narin güzel vücutlar, zeybeğin cesaretiyle rekabet eden güzelliğini de teşkil ediyordu. Bu parlak semanın altında, güneşin bile yakmaya kıyamadığı ve hatta yakamadığı penbe beyaz vücutlar, birer sülün gibi kayarken, esatirden birer ilahe şeklinde dalgalana dalgalana kaybolurlar, arkalarından bakan gözlere saatlerce hayallerini arattırırlardı. Güzelliğin ve yiğitliğin, bu iklimin yarattığı bu iki fevkalâdelik, zeybeklerde, zeybekler arasında toplanmıştı. Bunların güzelliği, ihtiyar Abdülhamit'in bile iştiha ile sakalını titreten bir destan olmuştu. Hatta bir aralık güzelliğinin şöhretini işittiği bir kızı saraya aldırtmak üzere yâverini göndermiş, fakat Çakıcı'nın zamanında yetişmesi, zeybek kızını saraya düşmek zilletinden kurtarmıştı. Efe, karşısında kordonları ile titreyen Abdülhamit'in yâverine güzel bir ders vermiş, bir zeybek kızının ne demek olduğunu anlatmıştı: Git padişahına anlat; zeybek kızını değil, beslediği köpeğini bile satmaz. Zeybek için evlat, fakir de olsa canından daha kıymetlidir. Çerkeslerin esir pazarı tükendi mi ki padişah dediğin herif gözünü zeybek kızlarına çevirdi?Zeybeklerden bu kadar hoşlanıyorsa, beslemek için beş on tane ihtiyar, sakat zeybek kadın gönderelim, fakat kız, asla... Haydi var da anlatıver..
Sayfa 56 - YKY, Çakıcı'nın İlk Kurşunu adlı öyküden·Kitabı okudu
Edebiyat
"Onun için insanlara, insanlığa acımak lazımdı. Bir zengin bunu hiçbir zaman hissetmemişti. Bir çeşmeden sade bir yeri doldurmak için akan paralarda, ne kadar yetimin âhı, ne kadar fakirin gözyaşı vardı, insanlığı, fakirleri düşünemeyerek onları ezmek, onların sırtından, onları istismardan altınlar biriktirmek, ve sonra bu biriken paralarla yine onların mahvına çalışarak, onlar üstünde bir hakim, bir amir kesilmek, bir insanın, insan olan kalbin işi olamazdı. Hatta daha ileriye giderek, daha felsefi düşünüyordu. O da biliyordu ki hayatta tam ve umumi bir müsâvât olamaz. Fakat buna mukabil, insanlarda hemcinsine hürmet, muavenet niye olamazdı? Niçin insanlar kalben daha ziyade inceleşemezlerdi? Madem ki böyle olamayacaklardı, peygamberlerin, dinlerin, din kitaplarının ne lüzumu vardı?"
Sayfa 46 - YKY, Çakıcı'nın İlk Kurşunu adlı öyküden·Kitabı okudu
Edebiyat
Bundan böyle öksüz, yetim fukara kızlar evlenemiyoruz diye keder etmesinler, onların çeyizleri bendedir. Fakir çocuklar okuyamıyoruz diye ağlamasınlar, mekteplerini ben yaptıracağım. Köylü yoldan, yolsuzluktan, köprüsüzlükten şikâyet etmesin... Bütün bunlar benim elimle yapılacak. Vay bu hukukta vereceğim emirleri ifa etmeyen zenginlere. Cahil Çakıcı, kalbinden kopup gelen bu isyan ile eşkıya diye anılmasına rağmen, koca bir taç ve saltanatı benimsemiş olan II. Abdulhamit'in, unuttuğu ve aklına getirmek istemediği şeyleri düşünüyor, onları yapmakla, yaptırtmakla ne kadar büyük bir zevk duyacağını şimdiden hissederek seviniyordu. Fakat hiç bilmiyordu ki, onun bu halleri o kanlı saltanatı, kendisinin en aman bilmez bir düşmanı haline sokacak, onu durdurulması, kırılması lazım bir rakip haline koyacaktı. Saltanat, sefih sülalenin bu melun gaddar padişahı, kendisinin bir türlü yapmak istemediği bu hayırları başkasının yapmasına da tahammül edemez, bu gibi teşebbüsleri saltanata, saltanatın hakkına bir taarruz telakki ederdi. Çakıcı söylediği vaadini tuttuğu takdirde, işte bu sefih saltanatın bilmeyerek bir rakibi, bir düşmanı, bir yıkıcısı kesilecekti.
Sayfa 45 - YKY, Çakıcı'nın İlk Kurşunu adlı öyküden·Kitabı okudu
Edebiyat