Yabanıl bir çam ağacında,bir sabah,içerideki canın dışarı çıkmak üzere kabuğunu tam çatlattığı anda,bir kelebek kozasını görme fırsatını nasıl elde etmiş olduğumu hatırladım.Bekliyor,bekliyordum o ise gecikiyordu;benim de işim vardı...Bunun için ona doğru eğildim,soluğumla ısıtmaya başladım.Onu sabırla ısıtıyordum.Mucize benim önümde doğal hızından daha hızla oluşmaya başladı;kabuğun hepsi açılıp kelebek gibi göründü.Ama ben heyecanımı asla unutmayacağım kanatları kıvrıntılıydı ve açılmamıştı,bütün vücudu titriyor kanatlarını açmaya çalışıyor,ama beceremiyordu.
Bense ona soluğumla yardımcı olmaya çalışıyordum ama boşuna.Onun,güneşte sabırla olgunlaşmaya ve açılışa gereksinmesi vardı;şimdiyse artık vakit geçmişti.
Soluğum kelebeği yedi aylık çocuk gibi vaktinden önce,daha buruşuk bir halde dışarı çıkmaya zorlamıştı.
Olgunlaşmamış halde çıktı,umutsuzca kımıldadı,biraz sonra da avucumun içinde öldü.
Kelebeğin bu tüylü iskeleti,sanırım ki,bilincimdeki en büyük ağırlıktı.Ve işte bugün,ta derinden anladım:
Yüzyıllık yasaları oldubittiye getirmek öldürücü bir günahtır;ölümsüz uyumu güvenle izlemek insanın borcudur.
Hem anlamak ya da bilmek açmazlardan kurtulmak demek değildir ki!Ben özgürlüğümü elde etmeden mutlu olamayacaksam,hayat da bana bunu vermemekte direnmekteyse mutlu olamayacağım demektir...
Sayfa 18 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu