Kadının ‘el kızı’ sayıldığı bir toplumda, en büyük yalnızlık insanın evi olur..
El Kızı, Orhan Kemal’in kadın karakter merkezli nadide eserlerinden biri olarak toplumun ikiyüzlü ahlak anlayışını derinlikli biçimde gün yüzüne çıkartıyor. Roman, hem bireysel trajedileri hem de toplumsal yapının kadına yüklediği baskıyı, ustaca bir anlatımla sunuyor.
Nazan karakteri, öksüz büyümüş, geçmişi yüzünden yargılanan ama duyarlı ve kendi doğrularına tutunmaya çalışan bir kadındır. Toplumun “el kızı” diye dışladığı Nazan, evlendiği adamın annesi tarafından hiçbir zaman kabul görmez. Orhan Kemal bu kitabında, kadınların sadece bireysel değil, sistematik olarak da ötekileştirildiğini açıkça gösteriyor.
Avukat Mazhar, modern görünse de annesinin ve toplumun baskısı karşısında pasif kalır. Bu da erkek egemen toplumda, sözde “aydın” erkek figürünün bile nasıl zayıf olabileceğini ortaya koyuyor.
Romanın dili yalın ama etkisi güçlü. Orhan Kemal’in realist üslubu, olayları dramatize etmeden toplumsal eleştiriye olanak tanıyor.
Kitap, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğu için sadece edebi değil, sosyolojik bir metin olarak da çok değerli.
Orhan Kemal’in ağlayarak yazdım dediği, benim, siyah beyaz Yeşilçam filmi senaryosu okuyor gibi hissederek okuduğum kitap, özellikle kadın okurlar için, derin izler bırakabilir.
Şunu da söyleyebilirim ki;
Cumhuriyet’in kadına sadece hak değil, ‘insan’ olma onurunu da verdiği gerçeğini hatırlayarak Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e bütün kadınlarımızın minnettar olduğunu düşünüyorum.